Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

KARLIDAĞIN DE LİSİ (2)

1.Bölüm

Akraba evlerinde büyümüş güzel bebek tam anlamı ile bir evi bir yuvası olmamış. Mutsuz büyümüş işte.

Güzel bebek büyümüş, güzel bir çocuk olmuş. İnsanlar onun yüzüne bakınca Maşallah demeden edemezlermiş. Büyüdükçe Tü, tü, tü Maşallah diyenler yüzüne tükürük sıçrattıkları için herkesten kaçar olmuş.
Hele, hele kendini hiç öptürmezmiş.
Yıllar yılları kovalamış küçük oğlan yakışıklı bir delikanlı olmuş.
Bir çıtır badem.
İnsanlardan kaçırdığı bal rengi güzel gözlerine bakılamazmış, o kadar güzelmiş işte.
Çok da hırçınmış.
Huysuz.
Aksi.
Alıngan.
Sinirli.
Çizgi ötesi bir kişilik.

Daha ne beklenirdi ki?
Ne yaşamışsa o olmuş işte.
Bu güzel ve zeki oğlan çamurlara bulanmış ama değerinden bir şey kaybetmemiş.
“Elmas çamura düşse yine elmastır.”

(Yetenekli, dürüst ve değerli bir kişi bulunduğu yüksek yeri (makam-mevki) yitirip önemsiz bir yerde bulunmak zorunda kalsa bile değerinden bir şey kaybetmez. Çünkü insanın değeri, bulunduğu makam ile değil, kişiliği ile ölçülür.)


2. Bölüm:
Güzel adamım benim, canım, bir tanem, bebeğim. Ne söyleyeceğini bilemiyordu sevgilisine, sevgisini nasıl anlatabileceğini. Onu o kadar çok seviyordu ki dünyadaki kelimeler yetersiz kalıyor, kendini çaresiz hissediyordu.
O dünyanın en yakışıklı erkeği.
O dünyanın en zarif erkeği.
O dünyanın en ince düşünceli erkeği.
O…..O….O
Ondan başka bir şey yoktu dünyasında. Rüyalarında onunla yaşıyor, uyanınca aklında o. Dünyayı onun hayalinin arkasında görüyor, onunla yaşıyordu.
Bu güzel adam o güzel oğlandı.

Güzel oğlan büyümüş, yakışıklı ve karizmatik bir adam olmuştu ama içindeki fırtınalar dinmemiş hatta kasırgaya dönüşmüştü çünkü çocukluğunda ve gençliğinde uğradığı travmaların üstüne yenileri eklenmişti. Başına gelen olayların ruhunda yarattığı travmaların etkileri onu zorluyordu, zorluyordu ama kimseye güvenmiyor ve o travmalardan kurtulması için önerilenleri de reddediyordu.

Sonuç olarak hayatı hiç iyi geçmeyen yaşamının ona kazandırdığı kötü deneyimlerinin izlerini taşıyordu.

En önemlisi yaşamdan korkuyor, geleceği için endişeleniyordu. 50 yaşına gelmişti, daha kaç yıl bu tempoyla çalışabilirdi? Üstelik çalışmasının karşılığını alamıyor, para kazanıp; kenara üç-beş kuruş koyamıyordu hatta parasız kalıp izmarit topladığı günler bile olmuştu.

Çocuklarının geleceğini de düşünmesi gerekiyordu.
Çocukları.
Harika çocuklar, güzel ve zeki.

Evlenmişti ama eşi umduğu gibi çıkmamış, işi bozulunca batan gemiyi önce fareler terk eder misali onu terk etmişti. Daha da kötüsü işsiz kalınca iyi bir mevkide çalıştığı kendi işyerinde ona temizlik işçiliği teklif ederek; hakaret etmişti üstelik.

Bu darbenin üzerine dağlara vurmuştu kendini.
Yine karlı dağlar.
Yeni bir Karlı Dağın Delisi.
Bu kez bir erkek, kederini karlı dağların yazdığı bir erkek, hüzünlü, bir o kadar da çaresiz.

Kadın ona tanıştığı ilk 2 saat içinde aşık olmuştu ama acımış mıydı yoksa gerçekten aşık mı olmuştu tam olarak ayırt edemiyordu.
Belki iki düşüncesi de doğruydu.

Ona karşı anaç duygular besliyor ama ihtiras da duyuyordu. İki duygunun bir arada olması çok güzeldi.

Koşulsuz seviyordu onu.
O ne yapsa iyiydi, doğruydu ve güzeldi.
O çok zeki idi.
O çok akılcı düşünürdü.
O her şeyin en iyisini bilirdi.
O çok çalışkandı.
O çok yakışıklı idi.
O çok karizmatikti.

Aşık kadın onun çalışkan olduğuna inanıyordu ama çevresi aksini düşünüyor; tembel olduğu, işinin başında durmadığı için battığı söyleniyordu hatta ailesi de buna inanıyordu ve kardeşleri elinden alır onları da batırır düşüncesi ile annelerinin mallarını kendi üzerlerine yaptırmak istiyorlardı. Bu yüzden ailesi ile arası bozuktu ve de kankası olan bir kadın da yangına körükle gidiyor; onu kardeşlerine karşı kışkırtıyordu. Zeki olmasına karşın çok temiz kalpli ve saftı ve bu yüzden çok dolduruşa geldiği için bu kadın onu parmağında oynatıyor, kendi çıkarları için kullanıyormuş. Babası tarafından 5000 tl ye satılmış Muş’lu bir kadınmış kanka. Kocasının lakabı: “Ağzı Açık Ayran Budalası” imiş köyde çünkü karısının erkekleri kullanış şeklini ağzı açık seyredermiş.

Ayla Aytuna Congar
22 11 2017


Bu haber 43 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar