Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

KÜLLERİMİZDEN YENİDEN DOĞALIM

“Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır...”
Evet, gökyüzünde uçmak zamanıdır şimdi, tam da şimdi.
Günlerdir cehennemde yandık, dünya cehenneminde. Tam da şimdi küllerimizden yeniden doğmak zamanıdır. Yeniden doğmak, yenilenmek, güçlenmek zamanıdır, değişim zamanıdır. Plüton da bunu söylüyormuş.
Değişim zamanı.

VADİLER MERHALELER
Vadi İstek
Vadi Aşk
Vadi Marifet
Vadi İstiğna
Vadi Vahdet
Vadi Hayret
Vadi Yokluk (Fenâ)
BEKÂ (Ebedilik)
İstek Vadisini, Aşk Vadisini, Marifet Vadisini, İstiğna Vadisini, Vahdet Vadisini, Hayret Vadisini, Yokluk Vadisini, Beka Vadisini bir, bir gezelim, kendimizi ölçüp, tartalım ve düşünelim.

Düşünelim.
Düşünelim.
Düşünelim.

Kendimizi yeniden ölçüp, tartıp düşünelim.
Biz kimiz, biz neyiz?

Ne olmamız gerekiyor, nasıl olmamız gerekiyor, ne yapmamız gerekiyor?

Ben kendimde şunu gördüm bu içsel seyahatim esnasında:
Ben iyi olduğumu düşünüyordum ama bunun yetmediğini gördüm. İyilik de yapmam gerekiyor ve ben bir süredir iyilik yapmıyorum.
İyi değilim

Ben korkuyorum, eskiden korkmadığımı sanıyordum, yanıldığımı anladım.
Ben bir korkağım.

Risk almaktan da korkuyorum ama risk alamam gereken durumlar da yok olmuş hayatımda.
İlerisizim.

Müzik dinlemeyi bırakmışım, uzun zamandır müzik dinlemediğimi fark ettim. Çok acı ama müziği gürültü olarak algılıyormuşum. Eskiden yazarken müzik dinlerdim.
Mutsuzum.

Güzel günlerin bir daha hiç gelmeyeceğini düşünüyorum.
Umutsuzum.

Küllerimden yeniden doğmaya, yenilenmeye karar verdim.
Fabrika ayarlarıma dönmem gerek!!!!

Ben bu içsel yolculuktan şunu öğrendim: Simurg olmam gerek, küllerimden yeniden doğmam gerek.

Her kesin cesaretli, eğlenceli, mutlu, umutlu, varlıklı ve sağlıklı bir insan olması dileğiyle.

Ayla Aytuna Congar
02 11 2015

İşte size küllerinden yeniden canlana bu kuşun fantastik üstü fantastik hikâyesi:

Zümrüd-ü Anka

Kuğuların hükümdarı olan Simurg Anka, bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar, Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesiymiş… Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe, onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Günlerden bir gün, dünyadaki bütün kuşlar bir araya gelmişler. Toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül, sülün, üveyk, şahin ve diğerleri varmış. Amaçları, padişahsız hiç bir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmekmiş. Hüthüt söze bağlamış ve Hz. Süleyman’ın postacısı olduğunu belirttikten sonra; kuşların Simurg adında bir padişahları olduğunu söylemiş. Ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasında gizli olduğu için bilinmediğini ve onun “bize bizden yakın, bizimse uzak” olduğumuzu anlatmış.
Simurg’u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince;
kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşmüşler. Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kafdağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmaları gerekiyormuş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer, birer dokülmüşler. Zamanla yorulup, düşenler ve hastalananlar olmuş. Hepsi de, Simurg’u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varıp “kendilerince geçerli çeşit çeşit mazeretler söylemeye” bağlamışlar.
Önce bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
Papağan, o güzelim tüylerini bahane etmiş –oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış-;
Kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
Baykuş yıkıntılarını özlemiş;
Balıkçıl kuğ bataklığını;
Dudu kuşunun arzuladığı abıhayatmış;
Tavus kuğunun amacı cennet;
Kazın mazereti su;
Kekliğin aradığı mücevher;
Hümanın nefsi kibir ve gurur;
Doğanın sevdası mevki ve iktidar;
Üveykin ihtirası deniz;
Puhu kuşunun aradığı viranelerdeki defineymiş…
Bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayrı ayrı, doğru, inandırıcı ve ikna edici cevaplar vermiş. Simurg’un olağanüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatmış. Hüthüt şunları söylemiş:
Simurg, apaçık meydanda olmasaydı hiç gölgesi olur muydu? Simurg gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu?
Burada gölgesi gorünen her şey, önce orada meydana çıkar gorünür. Simurg’u görecek gözün yoksa, gönlün ayna gibi aydın değil demektir. Kimsede o güzelliği görecek göz yok; güzelliğinden sabrımız, takatimiz kalmadı. Onun güzelliğiyle aşk oyununa girişmek mümkün değil. O, yüce lûtfuyla bir ayna icat etti. O ayna gonüldür; gonüle bak da, onun yüzünü gonülde gör!
Yedi vadi üzerinde uçtukça sayıları anbean azalıyormuş. Hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuşlar, yine onun rehberliğinde Simurg’u aramak için yola koyulmuşlar.
VADİLER MERHALELER
Vadi İstek
Vadi Aşk
Vadi Marifet
Vadi İstiğna
Vadi Vahdet
Vadi Hayret
Vadi Yokluk (Fenâ)
BEKÂ (Ebedilik)
Yedi vadiyi aşana kadar, kimi yorulduğu için çeşitli mazeretlerle kafileden ayrılmış, kimi ya yem isteği ile bir yerlere dalıp kaybolmuş, ya aç susuz can vermiş, ya yollarda kaybolmuş, ya denizlerde boğulmuş, ya yüce dağların tepesinde can vermiş, ya güneşten kavrulmuş, ya vahşi hayvanlara yem olmuş, ya ağır hastalıklarla geride kalmış, ya kendisini bir eğlenceye kaptırıp kafileden ayrılmış. Kaf dağına vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki, Simurg Anka, "otuz kuş" demekmiş. Onların hepsi de Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş . 30 kuş, anlar ki, aradıkları sultan, kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculukmuş. Kuşlar Simurg, Simurg da kuşlarmış. Gorünen otuz kuş, Simurg’un kendileri olduğunu anlayınca; Artık ortada ne yolcu kalmış, ne yol, ne de kılavuz...
Cünkü, hepsi BİR’miş. Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, Şaşkınlık ve yokluğu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.
Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır...


Bu haber 771 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar