Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

KORKULARIMIZ ÜZERİNE

Sıcak bir yaz günü, bir gölün kıyısında oturan bilgenin gözü su içmek için gölün kıyısına kadar gelen bir köpeğe takılır. Köpek gölde kendi yansımasını görünce korkup geri kaçmakta ve su içememektedir. Sonunda sıcaktan bunalır ve kendini göle atar. Atmakla kalmaz gölün suyundan da içer. Suyun içinde olduğu için yansımasını görmemiş, korkusu ortadan kalkmış, su içebilmiştir.

Bilge kendine bundan bir ders çıkarır: Bir insanın isteklerini yapabilmesi ile arasındaki engel kendi korkularıdır.

Anonim

*******

Hani risk almak diye bir şey vardır.
Herkes risk alamaz.
Risk alabilen kişiler korkuları ile hesaplaşmış; onları içinden atabilmiş kişilerdir. Tamamen korkusuz olmak da iyi değildir. Nasıl faydalı stres varsa; insanın zarar görebileceği durumlardan kurtaracak faydalı korkuları da olmalı, bilinçli korkuları.

Korkular cinselliği bile etkiler.
Korkular başarıyı engeller.
Korkular özgürlüğü engeller.

Eskiden kız çocuklarına cinselliği iğrenç bir şey olarak, erkekleri korkulacak varlıklar olarak tanıtırlar, korkuturlardı.
Korktu kızlar.
Erkekten korktu, evlilikten korktu kızlar.
Bu yüzden çok kız evde kaldı, çok kadın mutsuz oldu. Evet, iyi etmediler, etmediler ama hiç korkutmamak, korkmamak da iyi olamadı.
Sonu:
Babasız bebekler, öldürülen kadınlar oldu.

Bazı erkeklerden veya kadınlardan uzak durmak hatta korkmak gerek.

Gelelim hayattan korkmaya. Korktukları için girişimci ruhları gelişemiyor insanların. Herkesin devlet kapısına kapağı atmak istemesinin nedeni bu olabilir mi?
Ya köpek korkusuna ne diyelim. Çocuk küçükken; “dokunma pis, yaklaşma ısırır” diye korkutulan çocuğun yetişkin olunca bile köpekten korkması gayet normal. Ellerimizin kirlenebileceğini düşünerek; yanımızda ıslak mendil bulundurursak “dokunma pis” konusunu halledebilir, çocuğa kendini ısırtmadan köpeğe nasıl yaklaşılacağını öğretirsek de “yaklaşma ısırır” konusunu halletmiş oluruz.

Köpeğe yaklaşma konusu nasıl halledilir?

Çocuk elini parmakları aşağı doğru ve kapalı vaziyette fazla yanaşmadan köpeğe uzatırsa; köpek önce uzatılan bu eli koklar ve kokusunu alıp, ondan zarar gelmeyeceğini iyice anladıktan sonra kuyruğunu sallamaya başlar. Kuyruğunu salladıktan sonra işin çoğu halledilmiş olur. Elin yavaşça açılıp başının okşanması vakti gelmiştir. O andan itibaren köpek çocuğun en büyük koruyucu olmuştur. Annesi babası bile bağırsa onu korumak için hırlar.
Bunları önce bir büyük yapıp çocuğa örnek olmalıdır.
Çocuğun aniden paniklemesi köpeği korkutabilir.

Bu yol yalnız çocuklar için değil köpekten korkan büyükler için de geçerlidir. Köpekten korkanlar ya korkup kaçar kendilerini komik duruma düşürürler ya da tekme atar, kendilerini ısırtırlar.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir konu elini uzatınca köpek yanaşmıyorsa ondan uzak durmaktır. Ya bir sıkıntısı vardır ya da insanlardan çok kötülük görmüştür ve korkuyordur. Korkan köpekler saldırgan olur ve iyileşmesi zaman alır.

Köpeklerle ve kedilerle arkadaş olun. Köpekten veya kediden korkan bir yetişkinin durumu çok komik oluyor hele bir de cüsseliyse. Üstelik hayvanlar korkanları kokularından anlıyor, düşman olarak algılıyorlar.
Her gördüğünüz kedinin ya da köpeğin de üzerine atlamayın, onlarında insanlar gibi “eşref saatleri, eşek saatleri” oluyor.

Yazmaya kalksan örnek çok.

Sonuç olarak korkutmak ya da korkmak konusunda doğruyu bulamadık.

Aslında bu derviş hikâyesinden alınacak bir ders daha var. Herkesin, eski bir deyişle: “Allameyi cihan da olsa” her yaşta ve her kültürde insanlardan ya da yayın organlarından öğreneceği şeyler vardır veya birikimlerini paylaşarak öğreteceği de çok şey.

Paylaşmak çok güzel bir şeydir.
Paylaşmak ruhsal tatmindir.
Paylaşmak dünyayı ileri götürür.

Bencillik paylaşmayı engeller.
Bencil insanlar ne maddi ne de manevi, hiçbir şeyi paylaşmazlar, paylaşamazlar, her şeyin sadece kendilerine ait olmasını isterler ve bu yüzden mutsuz, doyumsuz olurlar.

Benim hayat düsturum paylaşmaktır.
Biz ailecek böyleyiz.

Tenceremizdeki yemeği dostlarımızla, tabağımızdaki yemekleri hayvanlarla paylaşmayı severiz. Bazen tabağımdaki yemeğimi verdiğim için aç kalıp bir saat sonra acıkıyorum ama ben buyum.

Korkusuz bir yaşam dileğiyle.

Ayla Aytuna Congar
20 09 2015


Bu haber 646 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar