Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

NOSTALJİ DÜYA SİNEMASININ BAHÇESİ

Bir önceki yazımda Dünya Sinemasının bahçesini anlatacağım demiştim, Ezan Çiçeğinden bahsedeceğim demiştim. Önce genel olarak bahçe ile ilgili birkaç kelime edeyim.
Dünya Sinemasını ve bahçesini kaç kişi hatırladı bilmiyorum ama sanıyorum hatırlayanlar benim gibi duygulanmışlardır.

Bir ana caddeye kapısı olan 500 metre karelik bahçenin çevresi 2 metre genişliğinde bir çiçek tarhı olarak düzenlenmişti. Mevsimin ve yörenin hemen, hemen bütün çiçekleri bu tarhları donatmıştı.
Ayçiçekleri adam boyunu aşmıştı. Kocaman, yemyeşil yaprakları vardı ve de kocaman kafaları. Bir gün geldik baktık ki ne görelim üzerlerinde hiç yaprak yok. Beynimizden vurulmuşa döndük. Bahçenin en güzel süslerinin hali içler acısı idi.
Kimin yaptığını uzun süre anlayamadık.
Bir gün işçi kılıklı bir adam geldi ve çiçeklerin kafalarını tek, tek kontrol etmeye başladı. Çalışanlardan birisi:
-“Ne iş” diye sorunca: Adam da cevap olarak:
-“Ben daha iyi kafa bağlasınlar diye yapraklarını yolmuştum da, ona bakmaya geldim” demez mi?
Sinema çalışanları döveceklerdi ellerinden zor kurtardık. Eşim biraz azar ve biraz nasihatten sonra yolladı.

Bir gün yine geldik bu sefer ne gördük bir dersiniz? Çiçek tarhlarının bir bölümü tarumar olmuş. Çiçekler yolunmuş etrafa saçılmış ve derin bir çukur açılmış.
O gün suçlusu bulunamadı.
Ertesi gün geldiğimizde suçluyu suçüstü yakaladık. Yine çiçekler yolunup etrafa saçılmış ve kazdığı çukurda yatan kocaman beyaz bir köpek.
Köpecik sıcak İzmir yazında kendisine serin bir yatak odası hazırlamış.
Akşam el ayak çekildikten sonra kimse açmasın diye demir kapıya bir asma kilit takıldı ve bu sorun ortadan kaldırıldı.

Çiçeklerle dolu tarh dedim ya, onun da bir hikâyesi var. Bahçe yapılırken bir ağabeyimiz çiçekleri ekmek için izin istedi.

Tarhları çapalattı, gübreledi, bir daha çapalattı, düzelttirdi ve sonuçta çiçek ekmek için çok güzel bir ortam hazırlanmış oldu. Buraya kadar çok güzel ama tohumları toprağa avuç, avuç atınca fidelikten beter kalabalık oldular. Hava alamadılar, kök salacak yer bulamadılar. Güneşi görme çabaları ile boyları uzadı ama gelişemediler. Her gün bolca suluyor, suladıkça daha çok uzayıp devriliyorlardı.

Bir gün o gelmeden tarhın içine girdim ve aralarında 20şer santim kalacak şekilde cinslere de dikkat ederek fazla fideleri yoldum ve sulattım.
Ağabeyimiz geldi ve fidelerin yolunduğunu görünce:
-“Kim yoldu bunları” bağırmaya başladı.
-“Ben yoldum” dedim ve neden yolduğumu açıkladım.
Ertesi gün fideler gelişmeye ve bir hafta sonra çiçek açmaya başladılar.
Kına çiçekleri, renk, renk, boy, boy kadifeler, ateş çiçekleri ve şu anda adını hatırlayamadığım yaz çiçekleri harika bir renk cümbüşü içinde birbirleri ile yarışmaya başladılar.
Akşamsefası ve ezan çiçeğini diğer çiçeklere yaşama hakkı tanımadıkları için ayrı guruplar halinde ektik, bitkilerin de bazı kötü huyları oluyor.

Ezan çiçeği güneş batarken açtığı için Türkiye’de bu ismi almış, acı sarı renkli çiçekleri olan bir bitkidir. Grup halinde ekilince her bir çiçeğin taç yaprağı seri halde açılırken çıkardığı ses, birleşerek bir hışırtı korosu halini alır.
O sesi dinlemek ve o açılımı seyretmek çok güzel.

Akşamsefası da güneş batarken açtığı halde yavaş ve sessiz bir biçimde açıldığı için ezan çiçeği gibi dikkat çekmez ama Mendel Kanununda örnek gösterilmiş ilk canlıdır.
Pembe bir çiçeğin tohumunu alıp ektiğiniz zaman sarı-pembe çiçekler açabilir. Seneye yine denersiniz, yine başka bir renk çiçek açabilir ya da onun yanına ektiğiniz beyaz bir çiçeğin tohumu ile döllenerek pembe-beyaz bir çiçek açabilir.
Akşamsefası sizi onulmaz bir koleksiyonculuğa iter ve deney yapmaya sürükler.

Meraklısına, akşamsefası ve ezan çiçeği ile ilgili daha geniş bir bilgi.

Ezan Çiçeği (Oenothers Biennis):
Ezan Çiçeği ilginç özelliklere sahip otsu bir bitkidir. Lale iriliğindeki ipeksi sarıçiçekleri gün boyu kapalı durur ve güneşin tam battığı anda taç yapraklarını teker, teker açarlar. Çiçekler kalabalık bir gurup halinde iseler; açarken çıkardığı sesler bir hışırtı şeklinde duyulur.
Açtığı zaman akşam ezanına isabet ettiğinden “Ezan Çiçeği” ismi verilmiştir. “Gece mumu çiçeği” olarak da bilinir.
Baharda rozet biçimi etli ve tüylü yaprakların ortasından uzun bir sap çıkarır. Bu sapın üzerinde yaz boyu açacak olan tomurcukları taslak halinde bulunur. 1.5 metre uzayabilir.
Ertesi sabah kapanan çiçekler bir daha açmaz. Ancak bol tomurcuk verdiği için problem olmaz ve bitki daima çiçeklidir.
Çiçek açmaya mayıs ayında başlar ve yaz boyunca açmasını sürdürür ve bize görsel bir şölen yaşatır.
İyi drenajlı herhangi bir bahçe toprağında yetişir. Gün boyu güneş görmelidir.

Sıcaklarda düzenli olarak sulanması gerekir.

Bitki fazla uzun ömürlü değildir ama tohumları dökülerek her yıl birçok fide verir. Bu fideler ilkbaharda istenilen yerlere şaşırtılır. Sonbaharda çiçek sapları toprak seviyesinde kesilir.

Ezan Çiçeği Latince adıyla (Oenothers Biennis) çok eski zamanlardan beri, Kuzey Amerikalı şifacı Kızılderililer tarafından, kaynatılarak, yaraları iyileştirmek için kullanılıyor.
Ezan Çiçeği Öz Yağı, yağlı asitler, özellikle de vücuda çok gerekli olan gama linolenik asit (GLA) açısından zengin. Bu yağın nemlendirme özelliği olağanüstü, egzama ve sedef hastalığına da iyi geldiğine inanılıyor. Bu şifalı yağ tüm banyo yağlarında ve doğal yoğun nem tedavisinde kullanıyor.

Akşam sefası (Mirabilis Jalapa)

Evlerin bahçesindeki daimi bitkilerden biri de diğer adıyla gecesefasıdır. Tohumları her baharda kendiliğinden yeşerir. Özel olarak ekmek gerekmez. Bazı yıllarda kışın kökleri ölmez, bahar gelince kökten yeniden yeşerirdi. Yani aslında uzun ömürlü bir bitkidir. Soğuğa pek dayanamaz.

İlknaharda tohumlarını ekerseniz çok hızlı büyür. Toprağını severse, suyu uygunsa 1 metreden biraz fazla uzayabilir. Toprağına sulamasına göre 30 santim kalabilir. Yaz boyunca kış soğuklarından bozuluncaya kadar çiçek açar durur.

Bilimsel adı Mirabilis jalapa.. Nyctaginaceae familyasının örnek cinsidir. En yaygın türü, bahçelerde kendilliğinden kolayca yetişen Mirabilis jalapa’dır.

Akşam Sefası veya Gece Sefası dediğimiz bu türün çiçeklerinin ömrü bir gün bile sürmez. Çiçekleri güneş batmadan önce açar, ertesi sabah solar. Sonra akşama doğru yeni çiçekler açar.
Gecesefasının sarı, kırmızı, ikisi aynı çekte karışık, bu renklerin değişik tonlarında, beyaz ve alacalı renklerde çiçekleri olur.


Kalın ve güçlü kazık kökleri su deposu gibidir. Kurak yaz mevsimlerinde gecesefası bu sebeple susuz kalmaktan pek zarar görmez. Kış mevsiminde orta dereceye yakın hafif don olaylarına dayanamaz. Eğer daha hafif don olaylarına dayanabilirse o kökler ilkbaharda tekrar filizlenir. Ama belli olmaz. Dayanamayabilir. Tohumlarını saklamakta yarar var


Ayla Aytuna Congar
05 09 2015


Bu haber 616 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar