Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

BİR OKURUMUN YORUMU( Konu: Kadın dövmek)

(((…))) olanlar benim yorumum.

Okuyucumun yorumu:
Merhaba Ayla Hanım,

Erkekler kadınları neden döver başlıklı yazınızı okudum. Genel olarak kadın gözüyle yazılmış olsa da güzel.

(((Dayağı yiyen kadın olduğuna göre kadın gözüyle yazılması da normal sayılmaz mı?)))

Yazdıklarımı okur birkaç şey yazıp cevaplarsanız sevinirim.

Ne kadar çirkin birşey olduğunu biliyorum ancak ben de karımı 2005 yılından beri 3 belki 4 sefer dövdüm.

Hiçbir zaman karıma yazınızdaki nedenlerle el kaldırmadım.

- Kadının cinsel ilişkiye girmek istememesi,
- Fazla kilo aldığı iddiası,
- Çocuk doğuramaması veya erkek çocuk doğuramaması,
- Yemek beğenmemek.
- Kadın tarafından erkeğin giyeceklerinin yıkanıp, ütülenmemesi.
- Kapının geç açılması.
- Kadının hasta olması ve iyileşememesi,
- İzinsiz dışarı çıkması.
- Çocuğun başarısızlığı.
- Sobanın yanmaması,
- Çocuğun babaya benzememesi,
- Kadının boşanmak istemesi,
- Erkeğin başka kadınlarla olan ilişkisine karışılması,
- Çalışan kadının maaşının tamamını erkeğe vermemesi,
- Berdel evliliği ret etmesi,
- Kadının çalışmak istemesi.
- Erkeğin işsiz kalması,
- Ailenin ekonomik sıkıntı çekmesi,
- Erkeğin tuttuğu takımın yenilmesi,
- Alkol ve kumar alışkanlığı olan eşin kadın tarafından uyarılması,
- Erkeklerin kendi arasındaki maço erkek tartışması.”


Ancak bu listedeki birkaç konuda tartışmamız olmuyor değil. Şunlar:

- Kapının geç açılması.
- Yemek beğenmemek.

Listedekilerden sadece bu iki konuda tartışmışızdır.


Kapı...
Evde çocuklar olduğundan kapıyı hem üstten kilitliyor hemde sürgülüyor. Ben aşağıdan zile basıp Ümit diyorum. 30 saniye sonra yukarı gelip zile bastığımda hem kapıya gelmesini bekliyorum hem de kilitleri açmasını. Bu bekleme esnasında da sinirleniyorum. Çünkü defalarca aşağıdan zile bastığımda onun kapının kilitlerini açmasını söyledim. Ancak halen ayni :)

(((Bir deneyin bakalım siz 30 saniyede kapıyı açabilecek misiniz? Biraz öfke kontrolunüz eksik galiba. Son yıllarda pek çok insanda olduğu için Çin mallarının zehirli boyaları mı sebep oluyor diye düşünüyorum. )))

Yemek...
Genel olarak yemek beğenmeme diye birşey söz konusu değil. Ancak sadece biriki şey var. Örneğin pırasa ve bamya sevmem. Onları yaptığında yanında başka yemekte yapmasını isterim. Pilav yaptığında tereyağı koymasını ve hafif yakmasını isterim. Ancak o zararlı diyip hem azcık tereyağı koyar hem de hiç yakmaz. Dolayısıyla tereyeğının kokusu bile gelmez yemek pişerken.

(((Haklısınız. Sevmediğiniz yemekleri yaptığı zaman sizin sevdiğiniz bir yemeği de yapsa iyi olur tabi.
Ben pırasayı da bamyayı da çok severim, çok faydalı sebzelerdir. Bir de sevecekmişsiniz gibi düşünerek yemeğe başlayın bakalım ne olacak.
Pırasa yemeği: Yıkanmış ve doğranmış pırasaları düdüklüye koyun. Büyük doğranmış domatesleri veya konserve parça domatesi, Zeytinyağını ve 1 fincan su ilave ederek karıştırın ve 20.00 dakika pişirin.
Bamya yemeği: Domates, doğranmamış büyük boy kuru soğan ve zeytinyağını tencereye koyun ve domatesler biraz ölünceye kadar pişirin. Bamya ve limonu ilave ederek bamyalar dağılmayacak şekilde pişirin. Bamya yemeği ısıtılıp yenmeyeceği için yemezden önce pişmiş olması tercih edilir. Aksi takdir de bamyalar dağılması ile kötü bir manzara oluşur, psikolojik mi bilmiyorum tadı bile kötüleşir.

Pilava gelince: Yağ, yakılması sonucu gerçekten zararlı hale dönüşüyor. Pilavı az Zeytinyağı ile pişirip, Tereyağını piştikten sonra üzerine ilave edilmesi gerekiyor. Eşiniz yağı yakmamakla çok isabetli bir şey yapıyor, sizi ve çocuklarınızı koruyor, özellikle de sizi. Yoksa pilavı Zeytinyağı ile pişirip, sizin tabağınıza kebapçıların yaptığı gibi Tereyağını yakarak ilave ederdi.
Bu konu eşinizin eğitimini bilemem ama kültürlü ve ailesine düşkün bir hanım olduğunu gösteriyor.)))

Evet listenizdekilerden tartıştığımız konular sadece bunlar.

((( Liste bana ait değil, alıntı. (((…..))) içindeki yorumlar bana ait.


Gelelim neden dövdüğüme;

1-) Ailesi araba ile 40-50 dakika mesafedeydi. Haftada bir ailesinin yanına gidiyor genelde de 1 gece kalıyordu. O'na orada yatmamasını akşam geri dönmesini söyledim. Dinlemedi, bazen annesine babasına arattırdı beni ve onlara söylettirdi "yolda yoruluyorlar bir gece kalsın" falan. Ben de izin verdim rica büyük yerden geldiği için.

((( Sizden göremediği ilgiyi, alakayı ailesinden gördüğü ve çocukların yükünü de omuzlarından aldıkları için onlardan ayrılmak istemiyor, onlar da kızlarından ayrılmak istemedikleri için onu teşvik ediyorlar.)))

O'na bunu tekrar yapmamasını söyledim. Gene yaptı. Tekrar gideceğini öğrendiğimde anahtarı istedim kapıyı kilitlemek için. Bana yapacak başka bir çare bırakmadı çünkü. Vermedi anahtarı. Tekrar tekrar vermesini, sözümü dinlemediği için bunu yapmak zorunda olduğumu söyledim. Tekrar tekrar istedim vermedi anahtarı. Bağırarak istedim değişen birşey yok. Sonunda ya anahtarı ver ya da zorla alırım dedim. Gene ayni. Dövdüm ve anahtarı aldım. Kapıyı kilitledim işe gittim.
((( Siz de neden evin anahtarı olmadığını ve anahtarı neden size vermek istemediğini anlayamadım. Annesi de öyle mi yapıyor acaba?)))

2-) Bizim çocuk 1.5-2 yaşlarındaydı. uykudan uyandığında "anne anne" diye ağlar ve annesi olmazsa da susmaz. Ben durup dururken çocuğun ağlamasına dayanamam. İnanılmaz sinirlerim gerilir. Defalarca uyarmama rağmen çocuğu evde bırakıp kısa süreliğine de olsa komşuya ya da markete didiyordu. Onu son defa uyardım. "Çocuğu evde bırakıp bir yere gidersen seni döverim" dedim. Birgün bilgisayarın başındayken çocuk ağlamaya başladı. Baktım bizim hanım yok. Ne yaparsam yapayim çocuk susmuyor. Cebini aradım her zamanki gibi cebi evdeydi.(defalarca ep telefonunu yanında bulundurması konusunda da uyarmıştım) Belki komşudadır sesini duyar diye kapıyıp açıp önüne koydum çocuğu. Gelen giden yok. Kapıyı kapadım. 5-6 dakka sonra geldi. Kendimi O'nu dövmemek için zor tutuyordum. Sabrettim ve kapıyı açınca 1 bardak su boşalttım üzerine geçtim bilgisayarın başına. Bu içeri girip bana hakaret etmeye başladı. Sabrettim. "Kes! Defalarca uyardım, zorlama beni" dedim. Bu halen birşeyler söylüyordu. Susmasını söyledim. Nafile... Kapıyı sertçe çarptı. Bu son damla idi. Kalktım ve bir güzel dövdüm. Hatta babasını arayıp gelin kızınızı alın koca sözü dinlemiyor dedim. 2-3 hafta kayın pederlerde kaldı.

(((Bilgisayarın başında daha az oturup çocuklarınızla daha fazla vakit geçirirseniz anne, anne diye ağlamaz baba, baba diye de ağlar. Çocuğunuzun büyüdüğü zaman sizi sayması, sevmesi, sözünüzü dinlemesi için onlarla daha fazla vakit geçirin.
Cep telefonunu yanına almamak konusuna gelince ben de aynı dertten muzdaribim. Eşim evde yokken telefonu çalarsa köpeğimiz başında uluyor. Köpek bile cep telefonlarının herkesin yanında olması gerektiğini biliyor. Sizin durumunuzun tersine ben gülüyorum.)))

3-) Bazen ayni yemeği 3-4 gün üste üste önüme koyuyordu. Geçen dolma ve cacık yedim. Sonraki günde ayni yemeği verdi. Sonraki günde sofrada cacık vardı. "Gene mi dolma!" dedim. "Melemen yaptım" dedi. "İyi" dedim. Bu ters ters laflar söylemeye başladı. Uzatma dedim. Halen birşey söylüyor, hakaret falan ediyordu. Sus! dedim. Bu devam etti. Şiddetli bir şekilde susmasını söyledim. Gene susmayıp sürekli ters ters birşeyler söylüyordu. Sofradaki suyu O'na fırlattım. Bardak elimde. Gene uyardım. Sus! Tek kelime bile söyleme dedim. Değişen birşey yok. Bardağı kafasına fırlatacağımı söyledim. Gene dır dır ediyordu. Bardağı tezgaha doğru fırlattım. Şans işte çöp kovasını kırıp içine girdi ancak bardak ve kırılmadı. Mutfaktan çıktı. Çocukların odasına geçti. Birkaç kelime daha söyleseydi kesin dövmüştüm. Geçtim odama, bilgisayarımın başına.
((( Ben öğlen yediğim yemeği akşam yiyemeyen birisi olarak sizi bu konuda çok haklı buluyorum ama neden yeni yemek yapmadığını irdelemek gerekiyor. Elinin ayarı yok da çok yemek mi pişiriyor acaba yoksa baba evinde mi öyle görüyor veya başka bir sebebi mi var? Peki, kendisi üst, üste aynı yemeği yiyebiliyor mu? Yiyebiliyorsa empati yapamıyor, sizin de yiyebileceğinizi sanıyordur ya da ilginizi kavga ile bile olsa çekebilmek için inadına yapıyordur.

Bir gün torunum, sehpanın üzerindeki kıymetli bir örtüyü toz bezi olarak kullanıp sehpayı siler gibi yapıyor, bir taraftan da “yapma desene, yapma desene” diye söyleniyordu. O örtünün değerini bilen, ev eşyalarına zarar vermeyen, vereni uyaran bir çocuk olduğu için çok şaşırdım ve ne yapacağımı bilemedim. Sonunda fark ettim ki onu unutmuş, kitabıma dalmışım.
Belki de eşinizin bu yaptığı ilginizi nasıl olursa olsun çekebilmek içindir. Hakarete gelince gücü az olan kadının öfkesi çenesine vuruyor, bir de ilgi çekme isteği eklenince, dinlesin erkekler.
Bu da hayatın başka bir gerçeği.)))

Bir gün sonra telefon açıp ailesinin burada olmasığını dolayısıyla O'nların yanına gidemeyeceğini benim ailemin yanına gitmemi istedi. Telefonu kapadım. Eve gelip kapıdan girer girmez "bilgisayarını almaya mı geldin? Hadi çabuk çabuk" dedi. Bir yere gitmeyeceğimi söyledim. Bu başladı dır dıra! Susmasını söyledim. Devam etti. Tekrar söyledim. Tekrar... Sus yoksa döveceğim dedim. Gene devam etti. Vurdum. Sus yoksa canın yakacağım dedim. Bu gene dır dır dır... Ya sus dövecem yoksa diyorum odama gidiyorum bu arkamdan gelip tonla şey söylüyor, hakaretler ediyordu. Kalktım bir güzel dövdüm. Ancak sustu.

Sonuç:

Evet beni zorlayıp kendini zorla dövdürttü her seferinde. Herkesin bir sabrı bir sınırı vardır. O bunu sonuna kadar zorlayıp sonunda sopa yiyiyor. Şiddetin hayvanlara bile uygulanmaması taraftarıyım. Şiddet elbette kötü birşey. Ancak gördüğünüz üzere bir yere kadar...


Tabiki şiddet uygulayan ben olduğum içinde suçlu ben oluyorum.

(((Sonuç olarak:

Benim düşüncem: Eşiniz başka çare bulamamış, sizi kızdırarak hatta kendisini dövdürerek ilgilenmenizi sağlıyor.
Beni dinlerseniz, Bilgisayarın başında oturduğunuz saatleri azaltın ve onunla ilgilenin. Elinizi omuzuna atarak yapacağınız kısa bir yürüyüş, birlikte bir salata yapmak, film izlemek en önemlisi konuşmak o kadar çok şeyi değiştirecek ki:
Şaşıracaksınız!!!)))

Eğer Bilgisayardan uzak kalamıyorsanız ki: Bu bir hastalık, bende de var, ona da bir bilgisayar alın, küçük boylardan olsun, çantasına atabilsin ve Bigisayarla birlikte yapabileceğiniz bir şeyler keşfedin. Sakın erkeklerle arkadaşlık yapar diye korkmayın, yapacaksa başka yollar da bulur bir kadın.

Yolladığınız maili okuyanların eğitiminiz hakkında bilgi edinebilmesi için; hiç düzeltmeden koydum. Gördüğüm kadarıyla kendini hem çok iyi hem de düzgün bir dille ifade edebiliyorsunuz. Bir kaç imla yanlışı haricinde iyi bir yazı. Bu durumda yeterli bir zekâya da sahipsiniz demek.
Eşini anlamamak ve de daha önemlisi, bütün erkeklerde olan bir kusur.
Bazıları kendilerini bu konuda eğiterek, bu problemi çözüyor. Dilerim siz de çözersiniz. )))


Başınızı şişirmemişimdir inşallah Ayla Hanım. Yazdıklarımla ilgili yorum yapar mısınız? Ne yapmalıyım? O'nu seviyorum. Çocuklarımı seviyorum. Ancak bana karşı geldiğinde tepem atıyor.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

((( İnsanlara yardım etmeyi seviyorum, elimden geldiği kadar dertlerine derman olmaya çalışıyorum.)))

Not: Bu konuda kendi, kendine başarıya ulaşamazsanız, birlikte bir aile terapistine ya da bir psikiyatrikse başvurun. Bu sözüm yalnız yorum sahibine değil, bütün okuyucularım için geçerlidir.

***************

Yazımın tamamı:

(Yazı alıntı (((…..))) içindekiler benim yorumundur) :

(((Şimdi şu dayak nedenleri üzerinde biraz konuşayım, tabi kalemimle, pardon, bilgisayar tuşlarıyla. Kendi düşüncelerimi 3 tırnak içinde yazacağım. Ne tesadüf. Şu anda televizyonda Seda Sayan dayaktan bahsediyor. Galiba çok konuşulan bir konu bu.)))

- Kadının cinsel ilişkiye girmek istememesi.

(((Kadının cinsel ilişkiye girmek istememesi erkekleri çok rahatsız eder, buna katılıyorum. Artık sevilmediğini, beğenilmediğini veya başka bir erkeğin varlığını düşünür ama kendinde hiç kabahat aramaz. Bu durumun nedenlerinden birisi karısına kötü davranması hatta dövmesidir. En önemli neden ise ilişki sırasında onunda kendisi gibi bir birey olduğunu düşünmeyip; kendi zevkleri üzerine yoğunlaşmasıdır. Temizliğine dikkat etmemek hoyrat davranıp, canını yakmak da bir diğer nedendir.)))

- Fazla kilo aldığı iddiası.

(((Eğer kadının şişmanlamasına neden olabilecek, tiroit gibi bir hastalığı yoksa, boğazına hâkim olamadığı için kızmakta haklıdır ama dayak asla. Dayağa hiçbir şekilde katılmıyorum. Şişmanlığını beğenmediğini, kendisine dikkat etmesini güzellikle söyleyebilir, yardım almak için doktora başvurabilirler birlikte.)))

- Çocuk doğuramaması veya erkek çocuk doğuramaması.

(((Bunun sorumlusu kadınsa eğer; bunun kendi kısmeti de olduğunu düşünmesi gerekir. Erkekler unutmasınlar ki: Bu konuda kadının kusurlarını tıp daha kolay ortadan kaldırabiliyor, erkekte bazen çaresiz kalabiliyor.
Yakınım olan bir çiftin çocukları olmuyordu. Her ne kadar damadın annesi benim oğlum aslan gibi, nasıl çocuğu olmaz diye diretse de kendileri eğitimli kişiler oldukları için hemen doktora gittiler. Yalnız damat, kimin çocuğu olmuyorsa yoluna gitsin demiş eşine. Sonuçta erkeğin kusurlu olduğu, çocuğunun olmasının mümkün olmadığını öğrendiler. Çocuğu olmayan yoluna gitsin diyen erkek başını önüne eğip evine döndü. )))

- Yemek beğenmemek.

((( Varlıklı bir evde yemek beğenmemek diye bir şey olamaz, ancak seçmek olabilir. Neden? Çünkü her türlü malzeme elinin altında olan bir kadının güzel yemek yapması, güzel sofralar kurması doğaldır. İstisnalar kaideyi bozmaz tabii. Yemeği beğenmeyen erkek evde gerekli malzemelerin olup, olmadığının farkında mı acaba?)))

- Kadın tarafından erkeğin giyeceklerinin yıkanıp, ütülenmemesi.

(((Bu konuda ne diyeceğimi pek bilemiyorum. Eğer kadın çalışmıyorsa bunu yapmalı diyeyim, çalışıyorsa; erkek de işlerin bir ucundan tutmalı. Bir yerde okudum. İyi bir yönetici olmak isteyen bir erkeğin kendi ütüsünü yapmayı bilmesi gerekiyormuş.)))

- Kapının geç açılması.

((( Bu hassas bir konu. Erkeğin kızma nedeni nedir? Eğer kapının geç açılma nedeninin evde bir erkek olduğunu düşünmesi ise çok ayıp. Eğer yorgun geldiyse ve kendini rahat bir koltuğa atmak istiyor da kapının bir ana önce açılmasını istiyorsa düşünmek gerek. Kızmakta haklı olabilir ama dayak asla kabul edilebilir bir şey değil.)))

- Kadının hasta olması ve iyileşememesi.

(((Bu çok acı bir şey.

Zengin, fakir eğitimli, eğitimsiz, erkeklerin çoğu kadınlar hasta olduğu için kızıyor,bunun nedenini anlamaktan acizim. Şefkatle bakanlar da var, onların hakkını yemek günah olur. Altında çok derin psikolojik nedenler aramak gerek, çoğu erkekte müşterek olan bu durumun. İlgilenmemesinin yanında dayak atmasının su götürür tarafı yok. Allah onları karılarının bakımına muhtaç etsin, ne diyeyim.)))

- İzinsiz dışarı çıkması.

(((Haber vermeye evet, izne hayır. Kimse kimseye hesap vermeye mecbur değil. İzin alması gerekmiyor. Ancak ben şuraya gidiyorum diye haber vermesi iyi olur, doğrusu budur, daha çok kendisi için. Size gerçek bir olay anlatayım. Burada kahraman erkek ama kadın da olabilirdi, evin çocukları da.

Bir adam işinden çıkınca doğru evine gidermiş. Eve geldiği saat 5 dakika aşağı, 5 dakika yukarı belliymiş. Bir gün zamanında gelmemiş ve karısı hemen polise başvurmuş. Adamı, o gün aldığı maaşı çalınmış, başından yaralanmış bir vaziyette bir dere yatağında bulmuşlar. Eğer her gün aynı saatte evine gelen birisi olmasaymış; kan kaybından ölecekmiş. Gittiğiniz yeri bildirmeniz, erkek olsun, kadın olsun herkes için en doğru hareket. Kendinizi merak ettirip; kimseye eziyet etmemelisiniz. Gittiğiniz yerde iken deprem oldu, enkaz altında kaldınız, sizi nerede arayacaklar. Sözüm hem kadınlara hem erkeklere hem de çocuklara. Ne olursa olsun dayağa şiddetle karşıyım)))

- Çocuğun başarısızlığı.

(((Çocuğun başarısının neden kadından sorulduğunu anlamıyorum. Erkekler kendilerinin her şeyi bildikleri iddiasında oldukları halde neden çocuklarının dersleri ile ilgilenmiyorlar? Bir de üstüne üstlük karılarına dayak atıyorlarmış bu yüzden. Çocukların neden annelerini daha çok sevdikleri anlaşılıyor. Dayak atan babayı kim sever, üstelik kendileri için.)))

- Sobanın yanmaması.

(((Soba yakmak erkek işidir. Kadının yaktığı soba iyi yanmaz nedense. Nasıl erkek bunlar hem üstüne düşeni yapmıyor hem de dayak atıyor. Elleri kırılsın diyeyim mi acaba? Ya bedduam tutarsa diyorum, ne çok erkeğin eli kırılır, ülkenin işleri aksar.)))

- Çocuğun babaya benzememesi.

(((Bu çok kötü bir dayak bahanesi. Kendi kompleksinin ürünü bir düşünce. Zavallı adamlar bunlar, kendine güvenleri olmayan küçük insanlar. Dayağı onlara atmalı. Zaten bir gün kadınların tepesi atacak; örgütlenip dayak timleri kuracaklar. İlk üyesi ben olurum herhalde.)))

- Kadının boşanmak istemesi.

(((Bu çok hassas bir konu. Böyle bir konu yalnızken açılmamalı. Allah korusun, dayaktan daha kötü şeyler de olabilir. Aslında boşanmak isteyen kadına, üstelik boşanmak istemiyorsa bir erkeğin, dayak değil gül atması gerekir, aksini yapmak açıkça aptallıktır. Dayak boşanmak isteyen kadının kararının kesinleşmesini sağlamaktan başka işe yaramaz.)))

- Erkeğin başka kadınlarla olan ilişkisine karışılması.

(((Hem suçlu, hem güçlü. Hem ihanet et hem de dayak at hesap sorulunca. Aklı olan erkek dayak yerine çiçek alır karısına, inkar eder.)))

- Çalışan kadının maaşının tamamını erkeğe vermemesi.

(((Senin paran, benim param, benim param yine benim param. Öyle mi düşünüyor bu kadınlar acaba? Versin ama parasının tamamını istemek de neyin nesi oluyor? Bir de ben kadın parası yemem derler, derler de attıkları zaman mangalda kül kalmaz. Ben o kadının yerinde olsam bir dakika durmam. Yalnız kalsın bakalım kimi dövecek o zaman.)))

- Berdel evliliği ret etmesi.

(((Bana berdelden hiç bahsetmeyin. Aptalca bir şey, kendi kendilerini ipotek ediyorlar babalar, kızlarınınkini de beraber.)))

- Kadının çalışmak istemesi.

(((Hiçbir kadın zevk için çalışmak istemez, istisnalar kaideyi bozmaz. Haklı bir nedeni vardır muhakkak. Hem ev işi hem dışarıda çalışmak çok zordur. Hangi kadın sebepsiz yere yıpranmak ister? Erkek kadının çalışmasını istemez çünkü ekonomik özgürlünü kazanması onu korkutur.

Kendisini terk edeceğinden korkar.
Başka erkekler tanıyıp; kendisini beğenmeyeceğinden korkar.
Korkar da korkar.
Erkekler çok korkar aslında.
Kadınlar bunu hiç anlamaz.

Kadın çalışmak istediğini söyleyince, kavga çıkar. Kadının çalışma sebebi çok makul olduğu için erkek onunla sözlerle başa çıkamaz ve dayağa başvurur. Bu da bir korkaklıktır. Kaba güç konusunda kendinden daha aşağı bir kadını fikirlerinden dolayı dövmek ayıptır, günahtır. Ne diyeyim ki ben bunlara, beddua mı edeyim yine?)))

-* Erkeğin işsiz kalması.

(((Erkek işsiz kalınca aşağılık kompleksine kapılır. Kendini zavallı hisseder. En yakınında kim varsa acısını ondan çıkarır, nazını en çok çekenden. Kendine güveniyorsa komşu adamı dövsün; bak neler oluyor.)))

- Ailenin ekonomik sıkıntı çekmesi.

(((Bunun cevabı da aynı. Ekonomik sıkıntı erkeğin başarılı olmayıp, para kazanamamasından kaynaklandığı için yine komplekse kapılıp gücünün yettiği karısını dövüyor. Anasını dövmeli bakalım ne yapacak?)))

- Erkeğin tuttuğu takımın yenilmesi.

(((Sanki kendisi oynuyor ya da takımın çalıştırıcısı

- Alkol ve kumar alışkanlığı olan eşin kadın tarafından uyarılması.
(((Bunu yapan kadın en talihsiz kadın, aynı zamanda da aptal. Bir sarhoş uyarıdan ne anlar? Kafası iyidir, kendini dünyanın fatihi sanır ve hemen dayağa girişir.)))

- Erkeklerin kendi arasındaki maço erkek tartışması.”

(((Neden erkekler kendi aralarında maçoluk muhabbeti yaparlar, kadınlar yapmaz ve nedenini de anlamaz. Birbirlerine maçoluk kahramanlıklarını anlatır diğerlerini kışkırtırlar. Diğerleri de kalkar karılarına tatbik eder bunu.
Neden erkekler konuşmayı bilmez, neden diyalog kurmayı beceremezler? Eğer bunu yapabilselerdi; hiç karıkoca kavgası olmazdı.)))

“Şiddetin yüz kızartıcı suçlar kapsamına alınması, şiddet gösteren erkeklerin akıl ve ruh sağlığı yönünden tedavi edilmesi ya da televizyon, gazete, internet ve belediyelerin reklam panolarında teşhir edilmesi”

(((Bu konudaki yaptırımları çok beğendim ama kadınların bir isteği vardı, o yapılsaydı; daha çok hoşuma giderdi.

Kadınları döven erkekleri dövmek!
Karısına yaptığının aynısını ona yapmak.

Bu gün kadın ve şiddet konusunda bir konferans varmış ve Colin Powell da davet edilmiş. Ona politik sorular soruyordu Birand, ben orada yakaladım konuşmayı. Bu gün televizyonda benim gördüğüm kadarıyla bu konu 2 kez işlendi. Bu gün bu konu ile ilgili özel bir gün mü, yoksa bir sezi mi benim bu konuda yazmam? Bayağı merak ettim.)))

ERKEKLER KADINLARI NEDEN DÖVER?

Kadınlar arasında bir anket yapılarak neden dayak yedikleri sorgulanmış. Şu sonuç çıkmış ortaya:

- Kadının cinsel ilişkiye girmek istememesi,
- Fazla kilo aldığı iddiası,
- Çocuk doğuramaması veya erkek çocuk doğuramaması,
- Yemek beğenmemek.
- Kadın tarafından erkeğin giyeceklerinin yıkanıp, ütülenmemesi.
- Kapının geç açılması.
- Kadının hasta olması ve iyileşememesi,
- İzinsiz dışarı çıkması.
- Çocuğun başarısızlığı.
- Sobanın yanmaması,
- Çocuğun babaya benzememesi,
- Kadının boşanmak istemesi,
- Erkeğin başka kadınlarla olan ilişkisine karışılması,
- Çalışan kadının maaşının tamamını erkeğe vermemesi,
- Berdel evliliği ret etmesi,
- Kadının çalışmak istemesi.
-* Erkeğin işsiz kalması,
- Ailenin ekonomik sıkıntı çekmesi,
- Erkeğin tuttuğu takımın yenilmesi,
- Alkol ve kumar alışkanlığı olan eşin kadın tarafından uyarılması,
- Erkeklerin kendi arasındaki maço erkek tartışması.”

Raporda, erkeğin uyguladığı fiziksel bazı şiddet yöntemlerine örnek olarak da “Yumruk, tekme, sopa, kemer kullanılarak, yüze, göze, kafaya, göğse, sırta ve dize vurulması”, “Yüze, göze, asit, kezzap gibi yanıcı maddeler atılması”, “Kaynar su, çay suyu, kahve suyu fırlatılması”, “Yanan sigaranın çıplak vücutta söndürülmesi”, “Bıçakla ve silahla yaralama” gösterildi.

Dayak yiyen kadınların en çok üzüldüğü şey:
Yabancıların, yakınlarının, özellikle çocuklarının önünde dayak yemekmiş.
Kadının, gördüğü şiddetin vücudunda gözle görünür bir iz bırakması halinde de üzüntüsünün artıyormuş.

Raporda, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde kadınların bazılarının kendilerine ait önerileri varmış.

Kadınlar, kendilerine uygulanan şiddet türünün aynısının erkeğe de uygulanmasını istiyorlarmış.

Rapora göre, şiddete maruz kalan kadınların önerileri arasında, “Şiddetin yüz kızartıcı suçlar kapsamına alınması, şiddet gösteren erkeklerin akıl ve ruh sağlığı yönünden tedavi edilmesi ya da televizyon, gazete, internet ve belediyelerin reklam panolarında teşhir edilmesi” de bulunuyor.
Kadınların bir kısmı da şiddetten korunmak için kimlik değişikliği, estetik ameliyat ve 24 saat korumalı tedbir istiyormuş.

Ayla Aytuna Congar
16 04 2013


Bu haber 1061 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar