Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

KÖPEKLERİMİZ VE BİZ

Bu başlık altında yazılarım vardı 2009 yılına kadar. Çok da beğenilmiş, güzel yorumlar almıştı. Beğenilmiş ve yorum almıştı ama ben yazmaya devam edemedim çünkü artık köpeklerimiz diyemeyecektim.

Mavişim, güzel kızım öldü.
Bir buçuk gün içinde öldü.
Nasıl olduğunu bile anlayamadık.

Bir gün önce kendi yemeğini bitirdikten sonra Goldi’nin ve Hektor’un da yemeklerini yemişti, dişi olduğu için izin verirlerdi, erkek olsa kan çıkardı.
O gece yemek yemedi.
Keyifsizdi.
Veterineri çağırdık.
Antibiyotik, ağrı kesici ve vitamin yaptı.
Sabah gelir yine iğnelerini yaparım diyerek gitti. Herhalde ağrı kesicinin etkisi ile biraz kendine geldi ama gece uyuyamadı, ince, ince ağladı, tabi biz de. Sabah veterineri aradık ve İzmir’e götüreceğimizi söyledik ve götürdük. Veteriner kliniğinde ultrasonla bakıldı, tahlilleri yapıldı.
Genç veterinerlerin yüzlerindeki ifadeler iyimser değildi. Ameliyat olmazsa ölür dediler, olursa da masada kalabilir dediler ve kenara çekildiler. Ben söylediklerinin ne anlama geldiğini Mavişim öldükten sonra anladım.

Ben algılayamadım söylediklerini, inanamadım.
Bulutların üstünde gibi hissediyordum ve algılama güçlüğü çekiyordum. Üzülemiyordum, anlayamamıştım söylediklerini çünkü.

Ameliyat etmediler. Çaresiz ve bilinçsiz Çeşmeye döndük. Döner, dönmez de kendi veterinerimizi aradık. “Getirin ameliyat edeyim, ömrü varsa yaşar” dedi. Hemen götürdük ve ameliyata aldı.
Ameliyat çok iyi geçti.
Nefesi çok düzgündü.
Yeni bir çarşafın üzerinde arabanın arka koltuğunda eve dönüş yolculuğu başladı kızımın, Maviş Kurdumun.
Başladı ama iyi bitmedi.
Eve dönüş yolunda sessiz, sedasız öldü kızım. Saat 19.30 da öldü. Sadece bir “hık” dedi, ömrüm boyunca unutamayacağım bir ses. Güzel kızım, Maviş Kurdum melek oldu. Melek oldu diyorum ya neden böyle dediğimi anlatacağım şimdi.

Onu yeni çarşafının üzerinde salonda yere yatırdık. Hastalığı dolayısıyla çişini kakasını üstüne başına yapmış kokuyordu, rahatsız etmemek için temizlememiştim. Ayrıca enfeksiyonun kokusu da eklenmişti üstüne. Bütün eve yayıldı koku. Önce çok kokuyordu sonra azaldı. Ertesi sabah bahçıvanımız gelince bahçeye gömecektik. Sabah Osman telefon etti, çok kötü beli tutulmuş, hastanede imiş. Öğleden sonra 15.00 de geldi. İlaçlarını Alaçatı da bulamamış Çeşmeye gitmiş oradan almış, Devlet Hastanesinde iğne yaptırmış, belinin tutukluğu açılınca gelebilmiş. Çok eziyet çekmiş zavallıcık. Başkasını çağıralım dedik ama ben gömeceğim diye tutturdu, Biz evde yokken onun yanında otururmuş hep. Çok severdi kızımı, yemek verirken kayırırdı.

Sabah uyandığımızda evdeki kötü koku yok olmuş, meyve kokusu gibi bir koku sarmıştı her yeri. Saatler geçtikçe koku değişti ve çok güzel bir çiçek kokusuna döndü.

Melekler gelmişti kızımı ziyarete.

Osman geldiğinde hemen kokuyu fark etti. O bizden daha fazla algıladı çünkü: Bıraktığı zamanki koku vardı burnunda.
Allah’ın işi abla, Allah’ın işi deyip durdu. O da şaşmıştı kızımın çıkardığı güzel kokuya. Kızım melek olmuştu, çiçek gibi kokan bir melek.

Onu güzel kokusu ile merdivenin altına gömdük.

Ama esas yeri kalbim. Beni kimse onun kadar sevmedi. Neremde problemim olsa karnını koyar iyi ederdi. Karnını koyunca hemen uyurdum ve uyanınca hiçbir şeyim kalmamış olurdu.

Melek köpek kızım benim.

Yıllar geçti ben kızımı unutamıyorum. Beni çok severdi. Arkamdan gelirdi nereye gitsem. O kadar yakın takip ederdi ki: Terliklerime basardı arkadan. İki terliğimi kopardı, bir kere de düştüm.

Mavişim artık peşimde dolaşamıyor.

Bize bir hediye bıraktı giderken.
Goldiciğimi bıraktı.
Altın renkli bebeğini.
Adı Golden ama biz kısaca Goldi diyoruz ona.

Ayla Aytuna Congar
10 02 2013


Bu haber 888 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar