Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

AŞK ÜZERİNE

Özellikle havanın yeni karamaya başladığı saatlerde, Çeşme Otobanında ilerlerken, ışık yanan pencerelere bakar, düşünürüm. Düşünürüm ve hüzünlenirim nedense. Her bir pencerenin ardında bir hayat olduğunu düşünürüm. Yaşanan, yaşanmayan ya da yarım yaşanan hayatlar, başka bir deyişle kilometre dolduranlar bu dünyada ya da olgunlaşmalarını tamamlamaya çalışanlar.

Yaşanan hayatlar güzel.
Dolu, dolu olursa daha güzel.
Mutlu olursa daha da güzel.
Maddi sıkıntı olmazsa çok daha güzel.
Bunlara ilaveten sağlıklı olursa hele tadına doyum olmaz.

Sevgi bu yaşamların olmazsa olmazı.
Aşk da öyle.

Bu dediklerim sevgi birlikte yaşanırsa gerçek olur.
Aşkla yaşanırsa gerçek olur.
Saygı ile yaşanırsa gerçek olur.

Can Yücel’den bir kısacık:

Bir Eşi Olmalı İnsanın... Bir eşi olmalı insanın
Rüzgar onun kokusunu getirmeli,
Yağmur O'nun sesini.
Akşam... onu görecek diye, .........pırpır etmeli yüreği, Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken, Cennetten köşe almışçasına Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı, Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın!!! Ben seni ölene dek seveceğim boş laf!!! Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim...

Can Yücel

Ne kadar güzel anlatmış değil mi? Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim. Hem ince, zarif, duygulu hem biraz kaba, duygusuz. Ben böyle hissediyorum Can Yücel’i.

“Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim.” Bu cümleyi hayatım boyunca unutmayacağım. Facebookta paylaşan arkadaşıma bana bu güzel duyguları yaşattığı için teşekkür ederim.

“Gerçekten ben seni ölene dek seveceğim boş laf…” Gerçekten de boş bir laf.

Söz verilmemesi gereken belki de tek konu aşk.
Verilen sözün tutulamayacağı tek konu aşk.
Sonunun ne olacağı hiçbir zaman tahmin edilemeyecek tek konu aşk. Aşk ancak, sevgiyle, saygıyla daim. Sevginin, saygının olmadığı bir ilişkide aşk sadece kimyada kalır.

Aşkın çok çeşidi var.

Bir deme varmış yeni öğrendim. Şöyle: Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez imiş.

Bu da İlahi Aşk.
Allaha olan aşk.

Bazen tek bir ağaç görürüm bir tarlanın ortasında. Kuş barındırdığı için çiftçi ağacı sevmez. Gece ağaçta uyur, sabah uyanınca da çiftçinin ürününü yerler. Bu yüzden kendileri, çocukları güneşten korunsun diye bir ağaç dikerler, tek bir ağaç, pek fazla büyümeyen bir ağaç. Hele ceviz ağacı hiç dikmezler çünkü: Ceviz ağacı, çıkardı bir gazla canlıları hafifçe zehirler. Bu yüzden tarlaların ortasında tek bir ağaç görürüz.

Arabayla giderken görürüm o tek ağaçları ve düşünürüm.

Yalnızlığını düşünürüm onun.
Tek başına bir ömür bir tarlanın ortasında.
Geçer de nasıl geçer?

Tarlada ekili diğer bitkiler tesellisidir onun. Onlarla konuşur arada sırada yalnızlığını anlatır ama kendi arkadaşları gibi olmaz ki!

Ben ağaçlarında, bitkilerin de birbirleriyle konuştuğuna inanırım, bütün canlıların, bütün yaradılmışların. Hatta iletişimlerinin insanlardan daha iyi olduğuna inanırım. Kökleriyle toprağa bağlı olanların birbirleri ile daha iyi geçindiklerini düşünüyorum. Toprak Anaya sıkı, sıkıya bağlı oldukları için olsa gerek diye düşünürüm. Uzaktakilerle de çiçek tozları ya da tohumları ile iletişim kurduklarını düşünüyorum, ya da manav tezgâhlarında başka bahçelerden, tarlalardan hatta ülkelerden gelenlerle.

Bitkilerin de hepsi aynı derecede sevmezler birbirlerini. İngiltere’de yaşayan bir gurup Budist, Ayhan Sicimoğlu anlattı, organik tarım yapıyormuş, aynı zamanda katı vejetaryenmişler. Bular, arpa, buğday ve çavdarı bir arada ekerlermiş çünkü: Bu üçü birbirlerini daha çok sever, birlikte ekildikleri zaman daha çok ve kaliteli ürün verirlermiş. Kim bilir, belki de birbirleri ile yarışıyorlardır.

Bu da bitkilerin sevgisi.

Hayvanlarda sever. Sahiplerini de severler, onların akrabalarını da bazı arkadaşlarını da, hepsini sevmezler, seçicidirler. Ev hayvanlarımın sebepsiz yere sevmediği insanlardan çekinirim ben, korkarım, uzak durmaya çalışırım.

Hayvanlar yalnız sevmezler, âşık da olurlar.
15 yaşındaydım, İzmir’in Göztepe semtinde oturuyorduk, Göztepe Kız Enstitüsünün tam karşısındaki evde. Müdüre Hanımın bir erkek kedisi vardı, bizim de bir dişi kedimiz. Bu ikisi birbirlerine âşık oldu. Gözleri başka kedi görmedi. Ne güzel kediler getirdik bizim kedimize, dönüp bakmadı. Müdire Hanımın kedisi de bizim kapıdan ayrılmadı. Allaha güç gelmesin çok çirkin bir kedi idi. Çirkin ve sakat yavruları sahiplendirmek çok zordur. Bu yüzden kedimizi korumaya çalıştık ama ne mümkün. Bir gün biz evde yokken camı kırmış ve işini halletmiş. 5 tane yavrusu oldu. Babam ceplerinde taşıyarak çok zorluklarla sahiplendirdi onları. Bir tanesi çok zayıftı ve çok çirkindi onu alıkoyduk. Bir hikâyeme ismini veren Arap Kedi odur işte.

İnsanla başladım hayvanla bitirdim.

Aşksız kalmamanız ama aşk acısı da çekmemeniz dileğiyle.


Ayla Aytuna Congar
29 03 2012


Bu haber 1043 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar