Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

ANASINA BAK KIZINI AL, KENARINA BAK BEZİNİ AL

Dün Ömer Çelakıl’ın programında evlilik üzerine konuşuldu, konuşuldu demek yanlış oldu galiba, hep bir ağızdan bağrışıldı. Sonuna kadar seyretmedim, kapattım. En akılcı söylemleri Ayla Algan yaptı. Rezzan Kiraz yine saçmaladı her zaman ki gibi, kendine güvenen havalarda. Her biri bir şeyler söyledi, söylenenlerin yarısı yanlıştı, yarısı doğru daha doğrusu yarısından azı doğru. Aslında hepsi yanlış çünkü bu işin bir kuralı olamaz. Bu da ne demek diye düşündünüz değil mi?
Bir örnekle anlatayım.
Mesela güzel karısının bütün kaprislerini sevgiyle karşılayan bir erkek tanıyorum. Çünkü zeki bir erkek o. Onu kaybederse bir daha onun gibisini bulamayacağının bilincine sahip. Bu yüzden onu kaybetmemek için elinden geleni yapıyor.
Kadınsa: Erkeğin zekâsına âşık. O da kadınca bir içgüdü ile bir daha böyle zeki ve aynı zamanda onu bu kadar hoş tutacak bir erkek bulamayacağını biliyor.

Bu bir şans.

Birbirlerini tamamlayan mı desem yoksa uygun mu desem bir kadınla erkeğin birbirini bulması gerçekten büyük bir şans. Flört devrinde ya da nişanlılıkta bunu fark etmiş de olabilirler ya da birbirlerine âşık olup körü körüne evlenmiş olabilirler. Hiç önemli değil bu.

Hangisi olduysa şans.

Mutlu evliliklere bakın ya da çok uzun sürmüş evliliklere. Muhtemelen hepsinde farklı uyumlar vardır. Eğitim farkı, boy farkı, farklı güzellikte fizik yapı, yaş uyumsuzluğu yani klasik şartlar hiç önemli değil.

Ama asıl önemli olan “anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al” özdeyişinin bize öğrettiği.

Kız ya da erkek çocuk, hiç fark etmiyor, buluğ çağının, aileyi ret devresinde ailesi ile olan benzerliklerini siliyor ve kendine yeni bir persona yaratıyor, kendisine de, ailesine de benzemeyen.
İşte evlilik çağında o persona ile tanışılıyor.
Zaman geçtikçe, hormonlar dengelerine oturmaya başladığında persona da yavaş yavaş silinerek; birey asıl kişiliğine dönmeye başlıyor.

Sonuç olarak: Tanınan kişi gitmiş yerine başka bir kişi gelmiş gibi oluyor. Bu kişi ailesinin fertlerinde bir veya daha fazlasına benzeyen bir kişi, eski halinden çok farklı. Belki daha iyi ama beğendiği, sevdiği kişi değil.

Eğer gerçek kişilik karşı tarafın hoşuna giderse mesele yok.
Eğer hoşa gitmezse:
İşte kavgalar genellikle o zaman başlıyor.

Anasına bak kızını al.

Bu konunun anlaşma yönünden başka bir yönü daha var.
Çocuklar.
Çocuklar kime benzeyecek? Yeni haliyle beğenmediği eşe mi yoksa onun akrabalarına mı?

Sonuç olarak: Evlenmeden önce adayın akrabalarını iyi tanımak gerekiyor çünkü: Evlenilen kişi sonuçta onlara benzeyecek, muhtemelen çocuklar da.

Ayla Aytuna Congar
22 11 2011


Bu haber 888 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar