Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

İZMİR'İN MÜSLÜMAN OLMAYAN HALKI (3) LEVANTENLER

Osmanlı Döneminde, özellikle Tanzimat sonrasında büyük liman kentlerinde yoğunlaşan ve ticaretle uğraşan, Müslüman olmayan azınlıklara Levanten adı verilmiştir.

Levanten sözcüğü Fransızca’ya 1575’de girmiştir. Levantenler, Ortadoğu, Yakındoğu, Doğu Akdeniz ülkelerinde yaşayan Müslüman olmayan azınlıktır.

Ana Britannica, Levanten’i (Levantin yazılır Lövanten okunur) “Osmanlı döneminde, özellikle Tanzimat sonrasında İstanbul’da ve büyük liman kentlerinde yoğunlaşan ve ticaretle uğraşan, Müslüman olmayan azınlıklar” diye tanımlamaktadır.

İzmir sadece bugün değil, geçmişte de Anadolu’nun önemli ticaret ve ihracat merkezlerinden biri olagelmiştir. İzmir’in dünya ticareti açısından yıldızı 17. yüzyılın ortalarına doğru parlamış ve burası belli başlı Avrupa ülkeleriyle Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ticaretin en bağlantı noktalarından biri haline gelmiştir. İzmir batılı gezginlerin şehirdeki ticari hareketlilikle, çevrenin zenginliğini ve ticaretle uğraşanların ekonomik düzeyinden övgüyle söz etmişler ve bu 18. Yüzyılda İzmir pek çok Avrupalı tüccar ve şirketlerinin ilgi odağı olmuştur. Bu nedenle İzmir’e yerleşen Avrupalı tüccar, çerçiler ve aracılarla birlikte doğuya uzanan vadi ve ovalara yayılan bir komisyoncular ve toptancılar ağı DA kurmaya başlamıştı.

İzmir’deki yabancılar birlikte yaşama ve birbirleriyle evlenmeler sonucunda, kendi etnik kökenlerinin özelliklerini yitirmişlerdi. Bu evliliklerin, bazen, Rum ve daha seyrek de olsa Ermeni ve Gürcü kızlarıyla gerçekleştirilmesi, Avrupalıların doğu alışkanlıklarına yakınlaşmalarını sağlamıştır.

Bunun yanı sıra Levanten ailelerin hepsinin İzmirli ya DA adalı Rum hizmetçileri ve dadıları vardı. Bu durum çocukların yetişme biçiminde etkili olmuş bu nedenle Rumca, etnik kökenleri farklı olan Levantenlerin ortak anlaşma lisanı haline gelmiştir.

Tanınmış bazı Levanten Aileler arasında Van der Zee, Reggio, Penetti, Missir, Maltass vb sayılabilir.

Mersin (Çamlıbel,Uray) ve Antalyada(Konyaaltı)'DA önemli nüfusta Levanten bulunmaktadır.

Levantenler Türkiye'de veya doğu Akdeniz sahilinde (Levant) Haçlı seferleri ,Bizans ve Osmanlı dönemlerinden beri yaşayan insanlardır. Onların çoğunluğu Akdeniz Deniz Cumhuriyetleri'nden (Venedik Cumhuriyeti, Ceneviz Cumhuriyeti ve Dubrovnik Cumhuriyeti gibi) tüccarların torunlarıdır veya Haçlı seferleri devletlerinin yerleşenlerindendir. (özellikle Türkiye ve Lübnan'daki Fransız Levantenleri).

Onlar yaşamlarını İstanbul 'DA (Çoğunlukla Galata, Beyoğlu ve
Nişantaşı, Şişli bölgeleri) ve İzmir'de (Çoğunlukla Bornova, Buca) sürdüler.

1920 ile 1946 yılları arasında Fransız mandası Altındaki Suriye ve Lübnan Levant devletler olarak isimlendiriliyordu.

Osmanlı ülkesinde yaşayan bu çeşitli uyruklara mensup yabancılar, devletin sağladığı özel koruma sayesinde önemli bir ekonomik gücü ellerine geçirdiler. Bu yabancılar, farklı uyrukları ve ayrı kiliselerine rağmen çıkar ortaklığına, azınlık psikolojisine ve akrabalık ilişkilerine dayanan ortak bir yaşama düzeni oluşturdular. Bu şekilde, İstanbul, İzmir, İskenderun gibi önemli liman kentlerinde ve ticaret merkezlerinde özgün bir topluluk ortaya çıktı.

Bu topluluk, Levant’a gelip, iş tutan ve yerleşen İngiliz, Fransız, Hollandalı, İtalyan ve diğer batı milletlerine mensup ailelerden meydana gelen toplumdu. Bu insanlar, değişik ülke, ırk ve mezheplere ait oldukları halde, kendilerine yabancı bir ortamda ortak bir kültür oluşturmuşlardı ve kendi içlerine kapanık bir yaşam sürdürürlerdi.

XVII. yüzyıldan XIX. Yüzyıla kadar İzmir’in önemli bir ticaret merkezi olmasında ve ticaret hayatının gelişmesinde Levantenler çok önemli bir rol oynamışlardır. Aslında bunun bir nedeni de onlara verilen kapitülasyonlardır.

Halı, incir, üzüm ve pamuk ticareti için gelmişlerdir. Sonradan sanayiyi geliştirmişlerdir.

Levantenler Osmanlılara göre Batılı Avrupalılara göre Doğuluydular. Batı Avrupa’dan yola çıkıp Levant’a yani doğuya yerleşmişlerdir. Bu yüzden onlara Doğulu anlamında Levanten adı takıldı.

Levantenler birçok dil biliyorlardı: günlük hayatta kullanılan Rumca, okullarda öğrenilen İtalyanca ve Fransızca, özel ders alıp söktükleri İngilizce ve yaşadıkları ülkenin dili olan Türkçe. Esas işleri ticaret ve sanayicilikti. Ama içlerinde sanatla, zanaatla, mimariyle uğraşanlar DA vardı. Osmanlı’nın onlara verdiği ticari ayrıcalıklar (kapitülasyonlar) sayesinde iki yüzyıl boyunca çok rahat yaşadılar ve çok fazla para kazandılar. Lozan Antlaşması’ndan sonra ayrıcalıkları ellerinden alınan Levantenlerin büyük bölümü ülkelerine geri döndü. Ama içlerinden Türkiye’de kalmayı tercih edenler de vardı.

Levantenlerin Ülkemize Kattıkları

İlk kartonpiyerleri Türkiye’ye Levantenler getirmişlerdir. İstanbul’a 1862’de gelen

Levanten kartonpiyer ustasıymış. Türkiye’ye ilk kartonpiyeri o
getirmiş ve Dolmabahçe sarayının kartonpiyerlerini o yapmış. Ailesi onun sayesinde para kazanmış AMA 1935’te yabancılara bazı meslekler yasaklandığı için ailesi ülkelerine dönmüşler o ise burda yani Türkiye’de kalmış.

İlk akıl hastanesini de Venedik’ten gelen akıl doktoru bir Levanten kurmuş. Osmanlı padişahını tedavi etmek için gelmiş. San Antonio kilisesini ve Güzelbahçe hastanesini yapan DA Venedikli doktorun ailesinden bir mimarmış.

İzmir’deki Levanten aileler genellikle Bornova (Bournabat), Karşıyaka (Cordélio) ve Buca’da (Boudja) otururlardı. Bu evler, o zamana göre yeterince büyük ve ihtişamlı evlerdi. Bunlardan, şimdi Ege Üniversitesi rektörlük binası olarak kullanılan, Chartlon Whittall’e ait Bornova’daki eve “Büyük Ev” denilirdi.

Bornova’daki Levanten evlerin en ünlü konuğu ise, İzmir’in kurtuluşundan sonra

Mustafa Kemal Atatürk Bornova’daki Steinbüchel Köşkü’nde bir süre misafir olmuştur.

Esasen bir Rum köyü olarak ortaya çıktığı iddia edilen Buca’ya Levantenlerin yerleşmesiyle birlikte, Buca gelişip zenginleşmiştir. Bazı Levantenlerin, Bornova ve Buca’daki evlerinin dışında, Kordon’da DA evleri vardı. XX. Yüzyılın başında Karşıyaka, İzmir’in en nezih ve sevimli yerlerinden birisiydi. Yabancıların ve Levantenlerin sahilde yan yana sıralı köşkleri bulunmaktaydı. Aslında Kordon’daki evler kışlık evler, yaylı arabalarla gidilen Bornova ve Buca’dakiler de sayfiye evleri idi.

1867’de çıkarılan ve yabancıların taşınmaz mal almalarına olanak veren Arazi Kanunnamesi’nden sonra Levantenler tarıma elverişli toprakları satın almaya başladılar. Bir tahmine göre, kapitalist İngiliz çiftçiler 1868’e kadar İzmir Bölgesi’ndeki tüm işlenebilir toprakların 1/3’ünü ve 1878’e kadar DA büyük bir çoğunluğunu satın almışlardı. 1878’de İzmir ve çevresindeki topraklar, kırk bir İngiliz tüccarın eline geçti. Yabancılar ve Levantenler, satın aldıkları topraklarla birlikte ilkel tarım yapma imkânı bulamadığından, bazıları İzmir’deki

işlerinin yoğunluğundan, bazıları da eşkıyalık hareketlerinden rahatsız olduklarından topraklarını satma yoluna gittiler. Levantenler, birçok malın ticaretini kontrol altında tutuyorlardı. İzmir’deki en önemli Levant şirketlerinin başında Chartlon Whittall tarafından 1811’de kurulan C. Whittall and Co. Smyrna şirketi geliyordu.

1869’da çıkarılan yeni maden yönetmeliğinden istifade eden İzmir’deki birçok Levanten, maden ocakları işletmeye başladılar. Türkiye’deki yirmi dört krom madeninden on dokuzu Paterson’un elindeydi.

İzmirli bazı Levantenlerle ilgili özel bilgilerle ulaşmamız açısından Geltrude Bell’in tuttuğu günlüklerin ve mektupların çok önemi vardır. Geltrude Bell, 1897’den itibaren iki kez dünya seyahatine çıkmış, bu arada Levant’ın birçok şehrini gezmiş ve İzmir’e de birkaç kez uğramıştır. Bell, İzmir’de bulunduğu sıralarda Van Lennep, Withall, Heemstra ve Bari aileleriyle birlikte olmuş, günlüğünün İzmir ile ilgili kısmında bu ailelere geniş yer vermiştir.


Bu haber 1328 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar