Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

GEÇMİŞE MAZİ DERLER, MAZİYLE UĞRAŞANLARA DA DELİ

Ben küçükken, arkadaşlarını şikâyet eden çocuklara:
O olay geçmişte kaldı. “Geçmişi mazi derler, maziyle uğraşanlara da deli” deyip, sustururlardı. “Geleceğe bakın” derlerdi, “neler yapacağınıza, neler oynayacağınıza.”

Şikâyet biterdi, kavga da, bu söylemin üzerine. Hiçbir çocuk kendisinin deli olduğunun düşünülmesini istemezdi.

O zaman çocuklara söylenirdi bu söz. Söylenirdi ve inanırlardı büyüklerine, güvenirlerdi, kabul ederlerdi söylediklerini çocuklar.

Devamlı geçmişte olanları kurcalarsak, geçmişte yaşarız, bu günü yaşayamayız.

Geçmişte güzel şeyler yaşamışsak, onları düşünmek bizi rehavete sürükler, bu günü yaşayamayız, yaşamın hep böyle devam edeceğini sanırız.
Geçmişte kötü şeyler yaşamışsak, onları düşünmek bizi yeise sürükler, yine bu günü yaşayamayız, kötü şeyler bekleriz gelecekten de.

En iyisi bugündür, bu günü yaşamaktır.

Bu günü yaşamalıyız.
Bu günü yaşatmalıyız.


Geleceğe bir iş gibi bakmalıyız. Geleceğimizi kurmayı amaçlamalıyız, programlamayı, geçmişi düşünmeden, ders almayı bile düşünmeden.

Geçmişe bakmak yaptığımız hataları görmemizi sağlar ama görmek o hataları tekrarlamamızı sağlamıyor ne yazık ki. “Tarih tekerrürden ibarettir” diye bir deme vardır, çok doğru bir tespittir içeriği.

Geriye bakmak bir masal dinlemek, bir film seyretmek gibidir. İnsanoğluna hiçbir fayda sağlamaz. Fayda sağlamadığı gibi kin üretir, öç duygusunu körükler. Ben tarihi eğlenmek için okurum ya da dinlerim, aklımın bir köşesine yazmayı düşünmem bile. Tarihle meşgul olurken, güzel vakit geçiririm. Bana en güzel vakit geçirten de Murat Bardakçı ve ekibidir, konuklarıdır, okumaktan daha güzel, eğlenceli, aktif, okumayı çok sevdiğim, tercih ettiğim halde.

Ermeni meselesi, Kıbrıs sorunu, Haçlı seferleri ve daha niceleri.

Bunları bilmek insana hiçbir şey kazandırmıyor. Keşke hiç bilmeseydik. Bilmeseydi insanoğlu geçmişini hatırlamasaydı; hiç düşmanlık olmazdı, kin olmazdı, öç planları yapılmazdı.

Dünya ne kadar güzel olurdu, yaşanası, doyasıya, stresten uzak, neşeli mutlu.

Aslında insanoğlunun doğasında geriye bakmak yok belki bu yüzden ders alamıyor geçmişinden, unutmaya daha meyilli ama hatırlatanlar var. Çıkarları için hatırlatanlar. Maddi çıkar için olabilir, gündeme oturmak için olabilir, o konuda lider olmak için olabilir, daha pek çok sebebi olabilir hatırlatmanın. İnsanoğlu hatırlamaktan çok hatırlatılmaya rağbet ediyor nedense. Kendi hatırlamadığı şeyleri, hatta hatırlamayı istemediği şeyleri bile başka birisi hatırlatınca hemen hatırlıyor, peşine takılıyor hatırlatanın.

Geçmişe takılmak, asılmak pek bir sonuç vermiyor. Sözde Ermeni soykırımınından söz açarsak, ne geçti ellerine bu konuda uğraşanların?
Bir koca hiç.
Çünkü onlar ellerine bir şey geçmesi için yapmıyorlar bunu.
Bu tali bir amacı olan bir eylem.
Arşivlerimizi açalım, tarihçiler incelensin, bir sonuca bağlansın bu hikâye diyoruz, duyan yok, sanki hiç söylenmemiş gibi ilgilenen yok. Amaç Ermenilerin hakkını aramak değil, amaç Türkiye’yi zayıflatmak çabası.
Farkında mısınız?
Pek çok yönden uğraşıyorlar Türkiye ile. Sözde Ermeni soykırımı bunlardan sadece birisi. Lehimize sonuçlanır ama aleyhte veya lehte, ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, ellerinde konu kalmaz Türkiye ile uğraşmak için. Bu yüzden sonuçlandırmak için bir çare üretmiyor, konuyu alevlendirmek için eylemlerde bulunuyorlar, zaman, zaman. Bu kez Başbakanımıza denk geldi, getirildi.

Arjantin örneği gibi.

Tuzağa düşmemek gerek.
Geniş düşünmek gerek.
Görmek gerek.
Gerçeği görmek gerek.


Çocuklar gibi sen bana o oyuncağı vermezsen bende seninle oynamam ya da anne üüüü arkadaşım bana oyuncağını vermedi deyip ağlamak yerine ya da onu dövmek yerine. Benim çok oyuncağım var, vermezsen verme, senin bileceğin iş diyebilmek gerek.

Atamızın dünyanın her yerinde büstleri, anıtları var. Arjantin’de olmasa ne olur? Ermeni teröründen korkuyorsa Arjantin Hükümeti Atatürk heykeli koymayıversin diyebilmek gerek.
Canın sağolsun diyebilmek gerek.
Demek gerekir.

Gerçek politikacı bunu söyleyebilendir, kızmadan, feveran etmeden, sükûnetle. Adı tarihe kazınan politikacılar bunlardır, unutulmayanlar, iyi tarafları, üstün tarafları ile hatırlananlar.
Atatürk gibi.
Atamız gibi.
Büyük insan, bir âlim, usta bir politikacı.
Huzurla uyu, sevenin sevmeyeninden çok.

Şu anda hem bu yazıyı yazıyor hem de Yiğit Bulut’un Kılıçdaroğlu ile yaptığı söyleşiyi dinliyorum. Bir sonraki yazım bu söyleşi üzerine olacak.

Ayla Aytuna Congar
06 06 2010


Bu haber 1274 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar