Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

CUNDADAN REFERANDUMA

Kaplumbağa hızında CUNDA

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, 90-60-90 olunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası. Hande Köseoğlu yazdı.. Güzel bir yazı

Burada hayat yavaş akar.

Kimsenin acelesi yoktur.

Trafik yoktur. 13.00’teki randevun için evden 12.55’te çıkarsın.

Sinirli insanlar yoktur. Gülümseyen insanlar vardır.

Telaşlı insanlar yoktur. Sakin insanlar vardır.

Hırslı insanlar yoktur. Yetinen insanlar vardır.


Pazarda dolaşırken, hiçbir şey almadan karnını doyurabilirsin burada. Herkes ikram eder malından, geri çevirirsen de darılır. Bademciden badem yersin, kirazcı eline tutuşturur, peynirci senin için kestiği dilimle peşinden koşar “Almasan da tat” diye…

Burada üç öğün ot vardır, bildiğin ot. Ottan mücver yaparlar, ottan börek yaparlar, üzerine yoğurt döküp sıcak yemek yaparlar. Kırmızı biberin içine peynir doldurup dolma yaparlar. Senin kahvaltıda yediğin lor peynirinin üzerine vişne reçeli dökerler, olur sana tatlı. Burada her yiyeceğin kullanım alanı geniştir. Tek sınır hayal gücüdür.

Burada el yakan hesaplar yoktur, seçmesini bilmek vardır. Eh, o da zamanla. Turist gider “duyduğu” yere, buralı gider “bildiği” yere. Ayaküstü 20 liraya iki kişi tıka basa doymak vardır. Hem de otun da, balığın da en tazesiyle.

“Ayna” vardır burada, yeme-içme-oturma yeri. Ev yapımı likörler, zeytinyağlılar, uçuşan türkuaz perdeler, ahşap masalar, taze çiçek kokusu çağırır. Bir limonata isteyip saatlerce oturabilirsin, kimse bir şey demez. Etrafında dolanmaz. “Masa dolacak” demez. Bu küçük cennetin sahibi, İstanbul’dan arınmış, yeni bir hayat kurmuş anne kıza imrenerek bakarsın, iç geçirerek. Belki de bu yüzden “Ayna”dır adı, senin hayalini sana yansıttıkları için.

CUNDA Cunda

Burada öyle çantana sarılıp oturmazsın. Çantanı, eşyalarını pastaneye emanet edip çarşı pazar gezmeye de gidebilirsin pekala. Bankamatikten para çekerken, çantanı arkandaki bankta bırakıp işini görebilirsin de hatta.

Taş Kahve’de Mehmet Abi siz istemeden kahve getirir, canı öyle istedi diye. Peynirin, salatan eksik mi geldi gözüne? Söyle hemen getirirler, hesaba eklemeden. Ya da “Balığın tadı biraz acı geldi” de laf arasında, almaz parasını. Kurabiye mi alıyorsun? Yolluk verirler bir de yanına, yiye yiye gez diye. Burada gönülle yapılır her şey.

Hayat küçüktür burada. Marka filan bilmezler. Herkes ya Kordon’dan alır kıyafetini ya da Garaj’dan. ABD’ye gelinlik provasına gitmezler. Düğün zamanları uğradıkları en pahalı mağazaları “SOYKARA” da gece elbisesi 80 lira. Kimse kimseyle yarışmaz, istediklerini giyer, yer, içerler. Kimse kimseyi süzmez çünkü. İstanbullular dışında.

Sokaklar egzost değil, sakız kokar burada. Sahil boyu sıra sıra, itiş kakış kafeler de yoktur. Onun yerine Konfor, İstikbal, Leyla Güzellik Salonu, Mahmutpaşalı Ayakkabıcısı gibi yerler vardır, denize sıfır. O kadar çoktur deniz çünkü. Öbür türlüsünü de bilmezler zaten. Sen şimdi kalkıp Pazar günleri 15 cm deniz göreceksin diye saatlerce Hisarüstü yollarında perişan olup, üstüne kazıklanıp buna da “Pazar keyfi” dediğini anlatsan, gülerler.

Kavga yoktur burada, bir futbol maçı ya da merdiven önünde kadın erkek taze bakla ayıklayacak olmak yeter hepsini buluşturmaya.

Burada dolmuşlar illa dolunca kalkmaz, şoför beklemekten sıkılınca kalkar. Dolmuş şoförleri “Kim vermedi parasını?!” diye kükremez, “Bozuk yoksa sonra verirsin” der, bir daha görüp görmeyeceğini bilmeden. İnerken “Güle güleyiiin!” diye uğurlar bir de.

Burada Baykal’ın kasetini, iktidar kavgasını, en son mekanları, filmleri bilmezler. Sizin o şaşaalı gündeminiz bir hiçtir burada, onların gündemine uyarsın. Kiraz ne kadar olmuş, deniz bu yaz soğukmuş, rüzgar kalmış, deniz direklemiş, papalina bu sene azmış… Hem de o kadar çabuk uyarsın ki bu kaplumbağa hızında hayata, kendine şaşarsın.

Gel gör ki, sen ne kadar kaynaşmaya çalışırsan çalış, iki günde oralı olmaya alış, her halinle İstanbulluğunu belli edersin. Anlarlar. Tuz isteyişinden anlarlar, parayı uzatışından anlarlar, kılığından kıyafetinden anlarlar, bakışından anlarlar, yorgunluğundan anlarlar, kaprisinden anlarlar ve sorarlar: “Memleket nere?”

“İstanbul” dersin, “Olsun!” derler. Senden önce üzülürler sana.

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, terfi edince, 90-60-90 olunca, herkesten daha hızlı koşunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası.

Sadece bir “Olsun!”la…

Hande Köseoğlu güzel yazmış, güzel anlatmış Cunda’yı, Girit felsefesini, Girit terbiyesini, Girit esnaflığını, Girit kökenli Cunda halkını, Rum esintilerini.
Tam Cunda’ya gitmek istediğim şu sıralar nasıl da yakıştı mail kutuma bu yazı, Selma Ay göndermiş, teşekkürler.

Çeşme-İzmir-İstanbul.
Bir hat üzerinde gittim-geldim yıllardır.
Fazla değil, sayılıdır bu gidişler de aslında, eskisi kadar değil.
Son yıllarda Ayvalığa da gitmedim, Foça ya da Kuşadasına da. Demir atmış gibiyim Alaçatı’ya ya da kök salmış. Evet, kök salmış demek daha uygun. Ben gemi miyim ki: Demir atayım. Gerçi bitki de değilim ama öyle bir deyim yerleşmiş dilimize.

Kök salmak.

Köklerimi salıyorum.
Gittikçe derine iniyor köklerim.
İndikçe iniyor.
İzin vermemeliyim daha fazla inmesine.
Sonunda toprak beni de içine çekebilir.
Toprak, kara toprak.
Toprak ana.
Bağrında ve cevherler barındırıyor, ne sırlar saklıyor, bağrına gömülmüş.
Petrol,
Bor,
Taridyum ve diğerleri.
Sır.

Gerçekten sır bu cevherlerin durumu, sır olmayan bir sır, bildiğimiz ama bilmediğimiz bir sır.

Bir “evet”e bakıyor, sır olmaktan çıkmak için. “Evet” deyince, çıkacak gün yüzüne, yabancılar çıkarıp alacak Anayurdun toprağının bağrından. Halka da arkasından ağzı açık bakmak kalacak.

Yeni Anayasa paketini ben “her şey dâhil tatil paketlerine” benzetiyorum. Size deniz, güneş ve güzel bir otelin yanında bir de yemek vaat ediyorlar. Denizin, güneşin ve lüks bir otelin keyfini çıkarırken; her türlü hilenin hurdanın karıştığı, sağlığa kesinlikle aykırı yemeklerle uzun vadede nasıl zehirleniyorsanız Anayasa’ya “evet” derseniz de ülkemiz zehirlenecek.
Ya da güzel bir çiçeğe benzetiyorum Yeni Anayasa paketini, aynı zamanda baş döndürücü güzel bir kokusu olan bir çiçeğe, aynı zamanda da zehirli, sizi yavaş, yavaş zehirleyecek.

Daha çok örnek var kafamda ama bu kadar yeter.

“Evet” derse halk; geleceğini, çocuklarının geleceğini, ülkenin geleceğini düşünmeden, bu günü daha iyi yaşamak uğruna bu ülke için cumhuriyet insanlarının yaptığı her şeyi bir mühürle silip atarsa bu halk, Aziz Nesin “%100 haklıymış diyeceğim yine.

Yeni Anayasa taslağının bütün maddeleri kötü değil. İyi olan maddelerin yanına güzel kokulu çiçeğin zehiri misali yanlışlıkla ülke zararına maddeler de konulmuş.

Anayasa bu haliyle oylanmasın.
Ülke çıkarları doğrultusunda düzeltilerek oylansın.

Tabi bu mümkün değil.

http://www.denizweb.net

http://www.yerelgundem.com

http://www.izmirmagazin.net


Bu haber 1225 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar