Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

KASET DAVASI (Uçkur Davası, eskiden böyle denilirdi)

Şu kaset meselesi ile ilgili yazmayacağım demiştim kendi kendime hatta konuşmamaya bile karar vermiştim, düşünmemeye bile.
Konuşmadım da.
Konu açılınca; katılmadım muhabbetlere. Kaçtım. Konuşmadım ama dayanamadım, sonunda geçtim klavyenin başına.
Yazıyorum.

İlk duyduğumda inanmadım, inanamadım. “Gerçek olamaz” dedim, “kurgudur” dedim. İhtimal veremedim Baykal’ın bunu yaptığına. Tam böyle düşünürken bir ileti geldi kuzenimden. Serdar Turgut’un bir haberini göndermişti, kasetle ilgili. Onu yayına koydum.
Okumuşsunuzdur.
Hani Politika Sayfasında olan bir haber, manşet resminde Serdar Turgut bir mankenle sarmaş dolaş, poz verdiği bir fotoğraf. Dikkati çeker de, fazla okunur diye koymuştum o resmi.

Aynen Serdar Turgut gibi düşünüyordum ben de.
Serdar Turgut, Deniz Baykal-Leyla Umar-Fidel Castro üçlemesini yapmış ve bir senaryo oluşturmuş. Olur mu, olur. Düşünüyordum dedim ya, işte ben de aynen onun dediği gibi bir senaryo hazırlanarak mı bu kaset hazırlandı diye düşünüyordum. Ben bu senaryoyu çok eski yıllardan beri düşünürdüm. Bazı erkekler, iş yerlerinde kıyafet değiştirir, özellikle doktorlar. Zaman, zaman uyurlar da odalarında. Yardımcılarının yanında da değiştirirler kıyafetlerini. Bu hareket ilham verir o kişiye, şeytana uydurabilir.

O zaman, benim ilk düşündüğüm zaman, gizli kamera yoktu, kaset yoktu, yıl 1968.

Fotoğraf olarak düşünmüştüm.
Bir perdenin arkasına saklanarak çekilen bir fotoğraf.

Bir doktor arkadaşıma sormuştum bir gün, “bu hemşireyi ne kadar tanıyorsun” diye, odada onun yanında soyunup, kıyafetini değiştirip yanımıza geldiği gün. Soyunuk bir fotoğrafını bir kadının fotoğrafıyla fotomontaj yapabilirler diye düşünmüştüm.
Yaparlar da eşine gönderebilirlerdi.

Ben Baykal’la ilgili kasetin politik bir yanı olduğunu düşünmüyorum. Politik bir yanı olsaydı eğer, bir cenahın menfaatine yapılmış olması gerekirdi, aleyhine değil. Politik bir komploda leh düşünmeden aleyh düşünülmez. Bu komplo bir cenahın değil sadece Baykal’ın aleyhine yapılmış gibi görünüyor benim penceremden. Baykal’a özel bir düşmanlığı olan birisi tarafından, acemice yapılmış, basit bir komplo. Hatta düşmanlık bile olmayabilir nedeni, bir nedeni bile olmayabilir, olay çıksın, heyecan yaşayayım diye düşünen bir ruh hastası bile olabilir yapan, Hackerlar gibi. Bu yüzden de bu işi yapanı bulmak zor olacak. Ancak Baykal kendisi bulabilir. Bunun için de, iktidarın yaptırdığına dair olan ön yargısını kırıp; kendisine kimin böyle bir şey yapmış olacağına kafa yorması gerek.

Bu olay şimdilik Kılıçdaroğlu’na yaramış göründüğü için; “o mu yaptırdı acaba” diye de düşünülebilir ama kim bilebilirdi omuzlarda taşınabileceğini, kendisi bilsin.

Sonuçta iyi oldu.
Türkiye Baykal’dan kurtuldu, bir monarşi yıkıldı. Partilerde de monarşi olurmuş, bunu da öğrendik Baykal’ın sayesinde. Ne gayret, ne inat. Nasıl bir yapışkandır onu koltuğa yapıştıran?
Ne kadar güçlü.
Dış güçler mi desek?
Dış güçlerin AKP’nin bittiğini görüp, kendilerine yeni bir maşa mı edinme çabaları mı acaba?

CHP özgür kaldı.
Kaldı ama?
Kılıçdaroğlu iyi bir çözüm mü?
Bunu zaman gösterecek.
Bu olay Kılıçdaroğlu’na yaradığı için; “o mu yaptırdı acaba” diye de düşünülebilir ama kim bilebilirdi omuzlarda taşınabileceğini, kendisi bilsin.

Kılıçdaroğlu ile ilgili de makul bir sebebim olmamamsına rağmen, içim rahat değil.
Bunu bir kenara not edin.

Eğer Alevi bir Kürt, Başbakanlığa giden yolda ilerliyorsa; o ülkede nasıl Türkiye’de din özgürlüğü yok denilebilir?
Eğer Alevi bir Kürt, Başbakanlığa giden yolda ilerliyorsa; o ülkede nasıl “Kürtlere özgürlük” sloganı atılabilir, nasıl ırkçılık yapılıyor denilebilir?
Not: 20 yıl kadar önce “Kürdara azade” diye bir pankart görmüştüm, çok da işittim zaman içinde bu sözün Türkçesini.

Politik kariyerim olmadığı için bir fikir koyamıyorum ortaya. Soru işaretleri ve acabalarla dolu bir yazı yazdım, hep beraber düşünmek için.

Ayla Aytuna Congar
25 05 2010


http://www.denizweb.net


http://www.yerelgundem.com

http://www.izmirmagazin.net


Bu haber 1060 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar