Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

"BEN DEMİŞTİM" DEMEKTEN NEFRET EDERİM

“Ben demiştim” demekten nefret ediyorum ve günah da olduğunu biliyorum. Bu yüzden bu iki kelimeyi dememek için Tekel İşçileri ile ilgili yeni bir yazı yazmamıştım ama taraf tuttuğum hakkında yorumlar aldığım için bu yazıyı yazmak zorunda hissettim kendimi.

Ben hiç taraf tutmam, ruhum tarafsızdır da ondan, mantığım da, istesem de taraf tutamam. Bazen mağdur görünen tarafa kayar da hislerim hemen vazgeçerim, mantığım engeller, tarafsız olmaya çalışırım bilmeden.
Nedenini sorgularım olayın.
Zahirde mağdur görünen en büyük suçludur bazen.

Tekel işçileri nerede duruyor bu durumda diye düşündüğünüzü biliyorum. http://www.yerelgundem.com adlı internet gazetesine koyduğum:
“GREV Mİ, PKK PROVAKASYONU MU YOKSA BİR OYUN MU?” Başlıklı yazım için eleştiriler aldım. Başlıkta da görülebileceği gibi (?) böyle hassas konularda yorumu her zaman okuyucularıma bırakırım.

O yazımda:
“Doğulu vatandaşlarımız” demiştim.
“PKK provakasyonu” mu acaba demiştim.

Eleştirildiğim noktalar bunlar.

Nitekim grevin son günü bütün işçilerin boynunda Doğu illerinde kullanılan siyah-beyaz kareli poşulardan bağlıydı. Konu sadece hak aramak idiyse; neden kendilerini Türkiye’den soyutlamışlardı?

Bitlis Sigara Fabrikasının İşçileri olabilirler veya Doğudaki başka bir ilimizdeki fabrikanın ama bu ayırım niye?
Kıyafetlerini üniforma yapmak niye?
Altında art niyet mi var diye düşününce-yazınca eleştirilmek niye?

Kim ne derse desin, kim eleştirirse eleştirsin düşüncem bu, kimseye zorla kabul ettirmek gibi bir isteği de, girişimim de yok. Okuyan kendi mantık süzgecinden geçirsin, kafasına uyuyorsa ne ala uymuyorsa atsın beyninden.

Ben bu grevin arkasında da Türkiye’yi bölme çabalarının kokusunu alıyorum.
Bu benim gözlemim.

Ermeni Soykırımını tanımak konusu gibi.

Ermeni Soykırımı olmuşmuş.
Kabul edilmişmiş.

Baktılar ki: Türkiye’yi parçalamaya PKK yetmedi, birde Ermeni Soykırımı konusunu ateşleyelim dediler.

Tarihin derinliklerini deşersen neler çıkar neler. Böyle bir kararı tarihsel inceleme yapmadan vermek art niyetleri olduğunu gösterir. Arşivlerimizi açalım dedik, Ermeniler de açsınlar.

Ne oldu?
Duymamazlığa, bilmemezliğe geldiler.
İşlerine öylesi geldi.

Tarihin derinliklerini deşersen neler çıkar neler. Dünyadaki bütün insanların Türk olduğu bile çıkabilir.( http://www.aylacongar.com.tr adresli Kültür Siteme bu iddia ile ilgili bir haber eklemiştim.)

Büyük Elçimizi geri çekmişiz.
Konu açıklığa kavuşmadan Amerika’ya geri dönmeyecekmiş.

Bu kararlarını ciddiye almak anlamına gelir bence. Hiç üstümüze alınmamalı, değer vermemeliydik kararlarına. Yine bir deme geldi aklıma:


“Köpek örer, kervan geçermiş.”Çok mu AĞIR oldu?

Ağır konuşmayayım da ne yapayım.

Şu güzelim havaların, kıştan bahara dönen mevsimin tadını çıkaracağına insanlar ya deprem ya başka tabiat olaylarının verdiği yıkıma ya da başka bir felakete merhem olacakları yerde birbirinin kuyusunu kazmakla uğraşıyorlar.

Güzel şeyler varken çirkini, kötüyü görmek, onların üzerinde düşünmek, bir takım eylemler yapmak ne kadar aptalca bir şey.

Çok yazık.

Destek olacağına köstek olmak.
Güldüreceğine ağlatmak.
Düşene bir tekme daha atmak.

Öfff. Çok çirkin.

Güzele gelelim.

Bademler ikinci kez çiçek açtı, ilk çiçeklerini soğuk vurmuştu. Pembe- Beyaz gelinler gibi salınıyorlar fırtınada, çiçekleri uçuşuyor, pembe-beyaz.
İlkbahar karları.
Toprak görünmüyor ottan, yeşil bir halı sanki serilmiş, uzun tüylü, badem karçiçekleri uçuşuyor üzerinde.

Güzellikler beri gelsin, çirkinlikler uzak dursun ülkemden, ülkemin insanından, bütün dünyanın.

“Ben demiştim” dememek için yazmamıştım ama eleştiriler sonucu kendimi mecbur hissettim ve o iki kelimelik ibareyi söylemesem de yine o fikri savundum.


Yazımı, sevgili Editörümüz Yusuf İnan’ın kendi adının adres olduğu siteden (http://www.yusufinan.com.tr/) aldığım, bu mevsimle ilgili bir şiiriyle bitireyim.

Ben defalarca okudum ve her defasında da yeni anlamlar yükledim mısralara.

11 02 2010

KAR ÇİÇEKLERi

Bahar güneşiyle açan çiçekler
Meyve vermeye yetişemezler

Az bir soğuk, yıkar hülyalarını
Buruşturur, çabuk değiştirirler dünyalarını

Bir de kar çiçekleri var kar altında
Sancıyla, soğukla çarpışarak buz altında

Tipiye borana alışmış kar çiçekleri,
Ilık güneşlerde tanıştı önceleri

Sonra gelen hafif kırağı ve soğuk
Tesir etmedi yapraklara

İkisi de tomurcuk ve nazlı, nazlı açan çiçek
İlki solarak oldu ziyan, diğeri kaldı tek.

Yusuf İnan

07 MART 1994

http://www.yerelgundem.com

http://www.izmirmagazin.net





Bu haber 1056 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar