Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

70Li YILLARIN BAŞI-TÜRKİYENİN SON GÜZEL YILLARI

seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli
alıştım hasretine gel desen gelemem ki

sensiz saadet neymiş tatmadım bilemem ki
alnımın yazısıydın ne yapsam silemem ki

seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli
alıştım hasretine gel desen gelemem ki

seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli
alıştım hasretine gel desen, gel desen gelemem ki

70li yılların hit şarkısı.
Dillerde gezen pikaplarda dönen.
Anlamlı şarkı, güzel şarkı.
Kübana, Mogambo, Efes Oteli meyhanesi.
İzmir’in nezih gece kulüpleri.
Tangolar, çaçalar, mambolar. Twist eskide kaldı, rock and Roll da, lise yıllarımda. Caz revaçta, klasik müzik de. Bu gün Pop müzik denilen müzik yeni başlamış. 60lı yıllarda Fecri Ebcioğlu ve Sezen Cumhur Önal Yabancı hit şarkıları Türkçeye çevirmeye başlamışlar daha çok Fecri, 70 li yıllarda artık onları dinlemek moda. Bu şarkıların İngilizcelerini de Fransızcalarını da bilirdik o zamanlar şimdi ise sadece Türkçeleri hafızamda.

Kadınlar şık, erkekler şık.
Smokinler, tuvaletler.

Kadınlar yeni, yeni pantolon giymeye başlamış, bol İspanyol paça pantolonlar, ipekten, muareden. Dantel bluzlar, kadife tasmalar, papyonlar, güzele dair pek çok ayrıntı, inci.
Siyah ya da lacivert takım elbiseli garsonlar, bellerinde kırmızı kuşak, orta yaşın üstünde, şişman, kibar, bu günkü Millet Vekillerinden daha kibar.

Kimsenin, kimseye bakmadığı, erkeğin kadını, kadının erkeği taciz etmediği yıllar. Günah korkusu, ayıp çekincesiyle yaşanan edepli aynı zamanda modern yıllar.
Zengin yıllar.
Atatürk’ün ayak izinin seçildiği, ekonominin istikrarlı yılları.

Fakiri zengine, işçiyi patrona düşman eden Yeşilçam Filmleri.
Sendikalar.
Henüz adı konmamış PKKnın etkisinde işçi hareketleri.
İhtilale kadar uzanan 10 yıl.
Hem ekonomi hem politika alanında yavaş, yavaş kirlenen yıllar. Okullarda eğitim düzeyinin de yavaş, yavaş düşmesi, öğretmenin itibarının azalması hep bu 10 yıl içinde oldu. Yavaş, yavaş mı demeliyim yoksa hızla mı oldu bu düşüş demeliyim bilemiyorum.

Dünyanın yaşına bakarsak hızla, Cumhuriyetin yaşına bakarsak yavaş, yavaş.

Yetmişli yılların sonları.
Türkiye’nin Cumhuriyetle başlayan güzel yılları sona ermek üzere.

Doğuya politikacılar gidemiyor, sivil halk gidemiyor, turiste can güvenliği garanti edilemediği için izin verilmiyor, sadece devlet memurları, polisler ve asker gidebiliyor. Kuzey Irak’a jet uçakları dalış yapıyor, medya haber yapmıyor çünkü bilmiyor çünkü yasak.
Doğu kaynıyor.
Kan davası cinayetleri terörden daha fazla.

Doğuyu düşünmüyoruz bile, kolaya kaçıyor beyinlerimiz güzele. Acıya değil. Hep beraber, bugünkü durumdan hepimiz suçluyuz.

Her sırasında 3+4, 4+4 koltuk bulunan DC 9 DC10 model uçaklarla uçuyoruz batıda, Ankara’ya kadar, daha önce yine büyük bir uçak, Boeing. Bir tezatlar ülkesi, insanlar şık, zengin. İşçilerin durumu bu günkünden daha iyi. Kendi imkânları ile ev bile alabiliyorlar, gecekondu değil. Gecekonduların yapımı da başlamış durumda tek, tük İzmir’de, Gültepe, Gürçeşme semtleri yeni oluşuyor. İstanbul’da daha önce başlamış olabilir, bilmiyorum, yeni İstanbul tümüyle gecekondu zaten.

70li yılların son günleri.
Deniz Baykal genç, yakışıklı.

İşçileri kışkırtıp Tariş’i kırıp dökmeye yolluyorlar,

Aydın Ertenle birlikte.
Aydın Erten Buca ya da Şirinyer Belediye Başkanı.
Şirinyerin eski adı Kızılçullu, ne demekse.
Aydın Erten Kürt.
Ağa torunu, aşiret mensubu, kardeşi Diş Doktoru İzmir’de, benim doktorum. Beni çok seviyor.
--“Kızdığın birisi var mı? Diye soruyor bana, “aşağı indirteyim”. Bir daha gitmiyorum ona. Bana göre birisi değil.

Bu yazıyı yazarken bir yandan da Tv2yi seyrediyorum. İstanbul Taşlıtarla’da bir söyleşi. Binalar çok eskimiş, neredeyse yıkılacak, sersefil.
İnsanlar fakir.
İnsanlar mutsuz,
Gençler umutsuz.
Çoğu Doğulu, azı Çingene.

Küçük bir kız çocuğu ağlıyor. Çantam yırtık, ayakkabılarım yırtık, okulda arkadaşlarım benimle alay ediyor, fakir diyorlar bana.

Fakiriz biz.

Bu sözü yakın zamanda bir kez daha duydum. Annesi ile babası tartışırken:
--“Fakiriz, onun için oluyor değil mi bunlar? Demişti bir kız çocuğu. Fakirliğin gözü kör ola.
Kör ola ama çaresi yok.
Bu gün dünyanın bütün servetlerini toplayıp, dünya nüfusuna taksim etsen; fazla değil yedi yıl sonra o servetler eski sahiplerine dönerler.

Allah payıdır bu.

Bir söz vardır.
“Kimine kavun yedirir, kimine kelek.” Düşünürüm de: Kim demişse ne güzel demiş.

İstanbul’dan çıktık, Doğudayız artık.
Yollar tozlu.
Dört duvar bir dam, kapı bile yok, viranelerde yaşıyorlar. Virane ama toprak damında 2 tane uydu çanağı var.

Ezgiler çok güzel. Şu anda bir kız sesinden gelen şarkı çok güzel, nedense bana ermeni şarkılarını hatırlattı. Belki aynı yöre insanları oldukları için müzikleri benziyor.

Bitti.
Program da bitti, güzel ezgi de.
Benim yazım da.

Ayla Aytuna Congar
12 02 2012

http://www.yerelgundem.com

http://www.izmirmagazin.net



Bu haber 986 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar