Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

BİR AVUKAT ARKADAŞIM ANLATMIŞTI

Bir avukat arkadaşımız bir gün, bakın size neler anlatacağım demiş ve aşağıdaki iki gerçek hikâyeyi anlatmış ve anlatmaya başlamadan önce de hikâyenin kahramanlarını tanıyan olursa; sakın söylemesin diye tembih etmişti.
Bu hikâyelerin davalarında çalışmış, öyle söyledi.

Dört-beş kişiydik dinleyen, benim mağazamda. İlk hikâyeyi anlatırken:
--“Sen bu hikâyeyi ya bir yerde okudun ya da uydurdun” dedik ona, inanmadık. Doğru olduğuna yemin etti, yine inanmadık:
--“Yemin ederken sağ ayağını kaldırmışsındır” dedik, gülüştük.

İkinci hikâyeyi anlatırken guruptan bir arkadaşımız:
--“Bu kadınlar ikiz mi?” Diye bir soru yöneltince, onu:
--Sakın isim söyleme. İsim söylenirse dedikodu olur ve ben de etiğe aykırı bir davranışta bulunmuş olurum” diye uyardı. Arkadaşımız isim söylemedi ama biz böylece hikâyelerin gerçek olduğuna inandık.

Avukat arkadaşımız çok şakacı bir insandı.
İyi bir insan.
İyi bir Avukat, iyi bir koca ve iyi babaydı.
Yaptığı son şaka çok acı olmuştu.

Bunların dört kişilik bir balıkçı gurubu vardı, hafta sonları balığa giderlerdi zaman, zaman. Diğer üçü bir gün toplanıp buna bir şaka yapmışlar.
--“Biz balığa gittik, seni çağırmayı unuttuk, çok büyük balıklar avladık, buzlukta duruyor, sana da bir tane verelim” demişler.
Çok üzülmüş, bozulmuş bu işe.
Kurmuş, kurmuş kafasında bu ihaneti ve gece geç bir saatte kapılarının zillerine aşağıdan basarak:
--“Ben size öyle bir şaka yapacağım ki: Çok canınız yanacak” diye bağırmış.

Ertesi gün uykuda kalp krizinden öldüğünü duyduk.
Gerçekten de çok acı bir şaka yaptı.
Gençti daha, ölüm yakışmadı.

Bir süre önce bana:
--“Küçük kızımı da evlendirirsem gözüm arkada kalmayacak” demişti. Ölüm olayı küçük kızının düğününden kısa bir süre sonra oldu.
Allah rahmet eylesin.
Amin.

Hikayeler aşağıda, buyurun okuyun.

Birinci Hikâye:

İzmir’in tanınmış ailelerinden birisin oğluyla yine tanınmış ailelerinin birisinin kızı birbirlerini sevmiş ve evlenmeye karar vermişler. Oğlan ısrarla yatak odasını kendisinin yapmak istediğini söylemiş ve yapmış ama sürpriz olmasını istiyorum diyerek; kimseye göstermemiş ve kapıyı kilitleyerek anahtarını yanına almış.

Düğünden bir gün önce kızın teyzesi gelmiş İstanbul’dan. Teyze ertesi gün yerleşmek üzere Amerika’ya gideceği için düğünde bulunamayacakmış ve yatak odasını görmek istemiş yeğeninin. Kızın annesi anahtar uydurarak, yatak odasının kapısını açmış ki: Ne görsünler.
Odada iki tane siyah boyalı tabut, iç kırmızı saten kaplı.
Gerisini siz düşünün.

İkinci Hikâye:
Konu:
İzmirli bir iş adamı-eşi-çocuklarının mürebbiyesi.
Bir hanım, iki çocuğunu baktırmak için bir mürebbiye tutmuş.
Fransız bir mürebbiye.
Alımlı, güzel bir kadın.
Sofralarına baş tacı etmişler. Evin bir ferdi olmuş mürebbiye. İki kadın çok iyi anlaşıyorlarmış.

Bir gün evin beyi rahatsızlanmış eve erken gelmiş. Yatak odalarından iki kadının sesi geliyormuş.
Mutlu sesler.

Hanımın bir de ikizi varmış.

Ayla Aytuna Congar
19 11 2009


Bu haber 1940 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar