Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

TUZSUZ DELİ BEKİR'DEN BİR FIKRA

Tuzsuz Deli Bekir Nasrettin Hoca gibi varlığının gerçek olup, olmadığı tam bilinmeyen, daha çok felsefi konulardaki fıkralara kahraman olan tarihi bir kişiliktir.

Benim çocukluğumda pek çok fıkra anlatılırdı onunla ilgili. Zamanla unutuldu gitti.

Küçükken ortanca kardeşimi, Tuzsuz Deli Bekir diye kızdırırdık, nereden yakıştırdıysak.

Bir süre önce çocukluk anılarımla birlikte Tuzsuz Deli Bekir de geldi önüme. Hatırladığım bir fıkrasını yazdım ve mail yoluyla dağıttım. Bu gün, neden ziyaretçilerimle paylaşmıyorum diye düşünerek; siteme aktardım.

Aşğıda bu fıkrayı bulacaksınız.

************************************

Geçmiş zamanda çok zengin bir adam varmış.
Emrinde binlerce kişi çalışırmış.
Sağlıklı bir ömür geçirirken en korktuğu şey ölümmüş.
Her ne kadar zalim ve adaletsiz olmasa da, malını çok sevdiği için pek hayır isleri yapmazmış ama kabirde nasıl hesap vereceğini düşünür dururmuş.

Zaman, zaman küçük de olsa cam sakızı çoban armağanı misali bir hayır yapar, kalbini ferahlatırmış ama yaptığı hayrın azlığını kendisi de görüp hissettiği için gönlü yine daralırmış.

Yıllar geçip ihtiyarlayınca bir ayağının çukura girdiğini fark eden adam kabir hesabında başkası olursa yanımda belki hafif atlatırım diye kendi kendine bir düşünce geliştirmiş. Her tarafa, öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin 1/3 ünü ona bağışlıyorum diye haber salmış. Aylar geçmiş kimseden ses seda çıkmamış. Ölümün yaklaştığını hisseden adam son bir çare olarak vasiyetini değiştirmiş ve çevreye yeniden haber salmış.

Öldüğüm geceyi kabirde benimle beraber geçirecek kişiye servetimin yarısını vereceğim.

Yarısı bile çok büyük bir servet olan bu teklif herkesin ilgisini çekmiş. Acaba kabul etsek mi? Diye düşünürken kabirde bir ölü ile bir gece bile kalmanın soğukluğu karşısında: Ya geri dönemezsem korkusu da eklenmiş insanların kalbine. Sonuç da zengin olacak olsalar da kimse kabul etmeye cesaret edememiş.

Bu haber kendi halinde yasayan ve tuzu bile olmadığı ve bir rind kişilik olduğu için halkın kendine Tuzsuz Deli Bekir ismini verdiği bir odun taşıyıcı hamalın da kulağına gitmiş. Gerçi haberi daha önceden de duymuş ama “essah değildir” diye düşünerek kulak ardı etmiş. Ama şimdi haber kendisine ikinci kez ulaşınca ve vaat edilen servetin miktarında artma olduğunu da öğrenince ilgilenmiş. İpinden başka bir şeyi olmayan zavallı hamal 1/3 bir servete de razıymış.

Tuzsuz Deli Bekir, “Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum” diye düşünerek hemen başvurmuş.

Ölüm döşeğindeki adama kendisiyle bir gecede olsa kabirde geceleyecek adam geldiği söylenince sevinçle gözlerini açmış ve:
--“Şimdi huzur içinde ölebilirim” diyerek gözlerini kapamış.

Vefat eden zengin ile birlikte Tuzsuz Deli Bekri de defnetmişler. Tabi nefes alabilsin ve sabah kolay çıkabilsin diye de bir açıklık bırakmışlar.

Sorgu melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü, bir canlı var.

--"Nasıl olsa ölü elimizde... Biz şu canlı olandan başlayalım demişler" ve Tuzsuz Deli Bekir’i sorgulamaya başlamışlar.

--“O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?" Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, hesabı zor bitmiş.

Sabahın olmasını dört gözle bekleyen Tuzsuz Deli Bekir kendini kabirden dışarı zor atmış.

Mezarın başında onu bekleyen halk coşkuyla karşılamış onu ve:
--“Kazandın demişler. Zengin oldun."

Tuzsuz Deli Bekir gözleri yerinden fırlamış bir halde yüzünü elleri ile örterek; koşmaya başlamış, bir taraftan da avazı çıktığı bağırarak şöyle diyormuş:

--“Aman, istemem, kalsın.”

“Ben, sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?”

**************************************************************

Not:
Manşet resminin üzerindeki yazıyı kim yazdıysa, beynine, eline sağlık.


Bu haber 1264 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar