Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

NASRETTİN HOCA FIKRALARI (Bölüm 9)

Hoca merhum, her akşam yatarken:
- Ya Rabbi! Yüz altın isterim.. Doksandokuz olursa almam, derdi.
Hocanın bir de yahudi komşusu vardı. Her akşam hoca komşunun bu şekil dua ettiğini duyunca denemeye karar verdi. Bir akşam yine hoca merhum duasını bitirip sonunda da:
- Ya Rabbi! 100 altın isterim, 99 olursa almam, demeye başlayınca daha evvel damın başına çıkan yahudi bacadan aşağı altınları teker teker atmaya başladı. Hoca efendi hemen ocağın başına koştu ve gelen altınları almaya başladı. Hoca 100 altın istiyordu ama, altınların sonu 99 olunca kesildi.
Daha evvel:
— 99 olursa almam, diyen hoca:
— 99'u veren Allah 100'ü de verir, aza şükretmeyen çoğu bulamaz, dedi ve altınları keseye doldurdu.
Hocaya altınları döken yahudi sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemeye başladı. Sabah oldu, yahudi alelacele hocanın kapısını çaldı ve:
— Hocam akşam altınları bacadan ben atmıştım. Bir şaka yapayım, dedim. Bakalım hoca efendi sahiden almayacak mı diye denemek istemiştim, falan diyerek altınları geri istedi.
Hoca merhum:
— Ne münasebet canım! Sen bana Allah tarafından altın atıldığını duydun ve hemen açıkgözlük yapmak istiyorsun. Ben senden altın falan istemedim, ben Allah'tan istedim, O da verdi, deyince yahudi ne yapacağını şaşırdı, doğru kadıya varıp hoca merhumu şikâyet etti.
Nasreddin hocaya gelip:
— Mahkemeye gideceğiz, deyince, hoca:
— Giderim ama, altıma bir at, sırtıma bir kürk isterim, dedi. Yahudi çaresiz bunları kabullenip bir at bir de kürk aldı hocaya...
Beraber kadının huzuruna çıktılar. Yahudi derdini anlattı:
— Benim paralarımı vermiyor, dedi. Kadı hoca merhuma sordu:
— Ne diyeceksin bu iddialar karşısında? diye. Hoca merhum:
— Kadı efendi, bu adam yalancının tekidir. Bana para falan vermedi. Bu adam korkuyorum biraz sonra dışardaki ata bile «Benimdir!» diyecektir, dedi.
Yâhudinîn gözleri bir karış açık:
— Evet, kadı efendi. Dışardaki at da aslında benim, dedi. Hoca merhum:
— Görüyorsun değil mi kadı efendi? Ben ne dedim, korkarım şu sırtımdaki kürke bile sahip çıkabilir, «O da benimdir» diyebilir. Bu adam bu kadar yalancı ve düzenbazdır, dedi. Yahudi heyecanla:
— O da benim kadı efendi. Ben verdim buraya gelirken onu, dedi. Hoca Merhum:
— Ben demedim mi Kadı efendi, dedi. Kadı yahudinin haksızlığına hükmetti. Yahudi mahkemeden eli boş döndü tabii. İkisi bir yola çıkıp gitmeye başladılar. Hoca atta, yahudi yürüyor.
Hoca merhumun oyunu burada sona ermişti:
— Al atını, kürkünü ve paralarını. Ben senin malına sahip olacak değilim. Fakat bundan sonra sakın kendini Allah yerine koyayım deme, diyerek adama biraz da akıl verdi.

*************************************

Nasrettin hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyormuş. Yoldan geçen arkadaşı hocaya:
--“Hocam kediyi yıkama ölür” demiş. Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış. Arkadaşı dönüşte hocayı ölmüş kedinin yanında otururken görmüş. Adam:
--“Hocam ben sana kediyi yıkama ölür demedim mi? Demiş. Hoca cevaplamış:
--Kedi yıkarken ölmedi ki: Sıkarken öldü” demiş.

**********************************

Hoca evine doğru yürürken, baklava sevdiğini bilen birisiyle karşılaşır. Adam Hoca’ya:
--“Hoca, bir adam büyük bir tepsi baklava götürüyordu” der. Hoca:
--“Beni ilgilendirmez!” Diye cevaplar. Adam devam eder:
--“Ama hoca’m adam tepsiyi sizin eve götürüyordu.” Hoca kızar ve:
--“O zaman seni ilgilendirmez!” Der.

*****************************

Nasrettin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasrettin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince, balı kaşıkla yemeye başlamış. Ev sahibinin bal biecek diye aklı gitmiş:
--“Aman efendim, bal ekmeksiz yenirse dokunur” demiş. Nasrettin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve :
-Kime dokunduğunu Allah biliyor, demiş.

**************************

Yağmurlu bir günde Nasrettin Hoca pencereden dışarı bakarken komşusunun koşa, koşa yağmurdan kaçtığını görür pencereyi açar :
--“Hey Ahmet Efendi, birde hacı olacaksın rahmetten kaçılır mı?” Der. Zavallı adam eli mahkum sırılsıklam olur. Ertesi gün hocanın komşusu hocayı yağmurdan kaçarken görür ve hocaya bir ders vermek ister :
--“Hoca Hoca dün bana diyordun bugün sen neden rahmetten kaçıyorsun” der. Hoca hiç durmadan yoluna devam eder ve komşusuna şöyle der :
--“Ben rahmetten kaçmıyorum sadece Allahın rahmetine basmamak için çabalıyorum.”

******************************

Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken:“Acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı? diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıyıa doğru uzatır. Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır. Eşek korkudan anırmaya başlar ve çifte ata, ata dört nala koşmağa başlar. Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır :
--“Aklın varsa göle koş!”





Bu haber 955 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar