Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

NASRETTİN HOCA FIKRALARI (Bölüm 6)

Akşehir çarşısında bir kebapçı dükkanı vardır. Bu dükkanın sahibi cimri, kendini çok kurnaz sanan bir adamdır. Bir öğle vakti bu kebabçının önünden yoksul bir köylü geçer. Köylü sokağa yayılan kebap dumanını uzun, uzun koklar, içini çeker. Çünkü kebap yemeye yetecek kadar parası yoktur. Koynundan kuru bir ekmek parçası çıkarır, bunu kebap dumanına tutar, sonrada yer. Dükkan sahibi onun bu yaptığını görür. Zavallı köylü tam gidecekken yakasına yapışır ve kebap parasını vermeden şuradan şuraya gidemezsin der. Köylü afallar:
--“Ne kebabı ne parası” diye sorsa da kebabcıya laf anlatamaz. Kavga uzayıp gider ve sonunda hocanın karşısına çıkarlar. Hoca o sırada Akşehirde Kadılık yapmaktadır. Ona olup biteni anlatırlar. Hoca onları dinledikten sonra köylüye döner:
--“Üstünde ne kadar para varsa çıkar, bana ver der.” Köylü bozulur ama ne yapsın kadı öyle buyuruyor. Koynundan para kesesini çıkarıp hocaya uzatır. Hoca keseyi alıp, uzun, uzun sallar. İçindeki üç beş kuruş madeni para şıkır, şıkır sallanır Hoca sert bir sesle kebapçıya sorar:
--“Paranın sesini iyice duydun mu?” Kebapçı:
--“Duydum” der Bunun üzerine Hoca kebapçıya şöyle der:
--“Dumanı satan para sesi alır. İşte sen de hakkını aldın, defol git.”

*************************

Bir gün Nasrettin Hocanın evine hırsız girer. Nasrettin Hocanın karısı:
--“Beyyyyyy kallkk kalkk eve hırsız girdi galiba sesler geliyor” der. Nasrettin Hocada:
--“Evde ben bişey bulamıyorum ki: O bulsun” der.

********************************

Hoca'nın canı şöyle bir tarhana çorbası çekmiş. Başlamış ağzı sulana, sulana hayal kurmaya. O sırada kapı çalınmış ve komşunun oğlu:
--“ Hocam,annem hasta, bir tas çorba istiyor” demiş. Hoca, söylenmiş kendi kendine:
--“ Hey Allah'ım,bizim komşular hayalin bile kokusunu bile alıyor!”

********************************
Karısı doğururken, Hoca da mum tutuyormuş. İlk doğanlar ikizmiş. İkizlerin arkasından bir çocuk daha baş gösterince Hoca mumu söndürmüş. Ebe:
--“Aman hoca,ne yaptın?”deyince, Hoca da:

--“Ne yapayım,demiş,baksana,ışığı gören fırlıyor.”

*******************************

Nasrettin Hoca bir gün komşusunun bahçesine girer. Bahçedeki armutları görünce dayanamaz, bir tane yer, dayanamaz bir tane daha, bir daha derken armut ağacına çıkıverir. Başlar yemeye.Tam bu sırada bahçenin sahibi çıkagelir. Hoca şaşkınlıkla başlar bülbül gibi ötmeye. Bahçenin sahibi şaşkın, şaşkın Hocanın olduğu ağacın altına gelip:
--“Ne yapıyorsun burada? Diye bağırır. Hoca sakince cevap verir:
--“Ben bülbülüm, yuvam da burada” der ve tekrar cırlak sesiyle ötmeye başlar. Bahçe sahibi öfkeyle:
--“Bülbül böylemi öter be adam? Diye bağırınca, Hoca da:
--“Ben acemi bülbülüm. Ancak bu kadar ötüyorum” der.

*****************************

Hoca’ya sorarlar:
--“Evlilik ne demektir?”Diye. O da cevaplar:
--“Gündüzleri çifte hırlama, geceleri çifte horlama.”

******************************

Hoca,vaaz için kürsüye çıkar. Camideki topluluğa:
--“Size ne anlatacağımı biliyor musunuz? Diye sorar. Vaazı dinlemeye gelenler:
--“Nereden bilelim, bilmiyoruz” derler. Hoca:
--“Bilmiyorsanız, ne diye boşu boşuna anlatayım, diyerek kürsüden inip gider. Bir başka zaman yine camiye vaaza gelir, kürsüye çıkar ve yine topluluğa sorar:
--“Size ne anlatacağımı biliyor musunuz?” Daha önceki olaydan ders aldıkları için bu kez:
--“Biliyoruz” derler. O zaman da Hoca:
--“Biliyorsanız, ne diye boşuboşuna anlatayım” deyip yine kürsüden inip gider. Yine bir gün vaaz için gelir camiye, Kürsüye çıkar ve aynı soruyu sorar:
--“Ey dinleyiciler, size ne anlatacağımı biliyor musunuz?” Vaazı dinlemeye gelenler, önceden sözleştikleri gibi şöyle derler:
--“Kimimiz biliyoruz, kimimiz de bilmiyoruz. Hoca bu kez:
--“Öyleyseder, boşuna zamanınızı almayayım da işten güçten kalmayın, bilenler, bilmeyenlere öğretsin...

*********************************

Nasrettin hoca bir gün eşeğine binip Şehir’e iner. Şehir’de dolaşırken eşeğini kaybeder. Arar, arar bir türlü bulamaz. Sonunda pes edip bir hana gider ve bir oda kiralar. Odanın kapısını açar ve yatağın düzgün ve kırışıksız olduğunu görür. Bozmaya kıyamaz ve yatağın altına uzanır. O sırada yeni evli bir çift gerdek gecesi için bir oda ister. Acemi bir çalışan vardır o anda ve derki:
--“Boş oda varsa oraya girin.” Tesadüf bu ya Nasrettin Hoca’nın odasının kapısını açarlar ve bakarlar oda boş (çünkü Nasrettin Hoca yatağın altında yatıyor). Çift hazırlanır ve yatağa girer. Adam karısına:
--“Sevgilim gözlerinde bütün şehri görüyorum” der, Bunu duyan Nasrettin Hoca kafasını uzatıp:
--“Benim eşeği de görüyor musun? Diye sorar.





Bu haber 993 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar