Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

NASRETTİN HOCA FIKRALAR (Bölüm 5)

Bir gün Nasrettin Hoca arkadaşlarıyla iddiaya girmiş ve:
--“Ben karlı havada dışarıda 1 gece dururum” demiş. İddianın galibi büyük bir ziyafet verecekmiş. Nasrettin Hoca sadece bir mum yakmış, arkadaşları şaşırmış mumla nasıl ısınacak diye. Nasrettin Hoca 1 gece durmuş dışarıda ama işin içinde ziyafet olunca biri mumla ısındın diye mızıkçılık etmiş ve Hoca iddiayı kaybetmiş. İddianın gereğini yerine getirmek için bir aksam Nasrettin Hoca arkadaşlarını yemeğe çağırmış, onlar da gelmiş. Nasrettin Hoca karısına tembihlemiş:
--“Yemeği ağacın dalına as, altına da bir mum yak” demiş. Karısı da dediğini yapmış. Arkadaşları beklemiş, beklemiş yemek yok. Sormuşlar:
--“Hani hocam yemek nerede?” O da pişiyor demiş. Onlar da;
--“Bir bakalım nasıl pişiyor?” Demişler. Hoca da göstermiş piştiği yeri. Arkadaşları:
--“Aman hocam yemek mumla nasıl pişer” demiş. Hoca da ben nasıl bir mumla ısındıysam yemekte öyle pişer” demiş.

*****************************

Hoca aksama doğru evine giderken, baklava seven bir köylüsüyle karşılaşır. Adam:
--“Hoca, kısa bir sure önce bir adam büyük bir tepsi baklava götürüyordu.”
--“Beni ilgilendirmez” demiş Hoca. Adam devam etmiş:
--“Fakat adam tepsiyi sizin eve götürüyordu.”
--“O zaman da seni ilgilendirmez.”

*******************************

Hoca eşeğini kaybetmis ve arıyor ve bu arada da neşeli bir türkü tutturmuş söylüyor. Birisi kendini sormaktan alıkoyamayarak:
--“Hoca Efendi, eşeğini kaybettiğini herkes bilirken, türkü söylemeni duymak eğlenceli görünüyor. Oysa kaybına feryat edip ağlaman beklenirdi.”
--“Son bir ümidim, aptal mahlukun şu küçük tepenin arkasında olabileceğidir arkadaş. Eğer değilse; bekle ve gör o zaman sen bendeki ağlamayı feryadı.”

**********************************

Hoca Aksehir'de ki mahkemeye Kadı tayin edilir. Bir gün bir adam koşarak mahkemeye gelir ve Hoca'ya:
--“Farzedelim iki inek mera da dövüştü ve biri öldü, Hoca Efendi. Öldürenin sahibi sorumlu tutulacak mıdır?” Adamın hilekar gözlerini fark eden Hoca dikkatli konuşur:
--“Yerine göre” der, hüküm vermeden.
--“Karar vermene yardımcı olabilir Hoca Efendi. Senin inek benimkini öldürdü.”
--“Bu halde, genel olarak bilindiği gibi inekler hayvandır. Hayvanlar kesinlikle sorumsuzlar. Bu yüzden de, sahibi sorumlu tutulamaz!”
--“Ozur dilerim, Hoca Efendi, dilim sürçtü. Benim inek seninkini öldürdü demek istemiştim.” Bu söz üzerine; Hoca'nın kanı beynine sıçrar. Sakalını cekiştirir, yerinden kalkar ve yeniden oturur.
--“Bu ilk düşündüğümden daha karmaşık bir durum” der. Memurluğunun tüm ağırbaşlılığıyla katibine döner ve:
--"Yanında ki rafta duran kara kaplı kitabı ver bakayım" der.

*********************************

Arkadasları Hoca'ya, katı bir koca olmadığı için takılırlar:
--"Hoca, karın tüm zamanını arkadaşlarıyla geçiriyor” deyince:
--“Hayır doğru olamaz. Eğer doğru olsaydı bize de bir ara uğrardı” diye cevaplamış.

********************************

Nasrettin Hoca'ya yapılan şakalar bitip, tükenmez. Akşehir'liler bir gün Hoca'ya takılır ve sorarlar:
--“Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir, aslı var mıdır?” Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar:
--“Her halde öyle olmalı.”
--“Böyle kişiler zaman, zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize görelim” der Hoca’nın sözü karşılığında. Hoca:
--“Pekala simdi size bir numara yapayım der. Karşısında durmakta olan Çınar Ağacına:
--“Ey ulu Çınar çabuk yanıma gel” der. Tabii ağaç gelmez. Hoca yürümeye başlar ve ağacın yanına varır. Akşehir'liler:
--“Ne oldu Hoca ağacı yanına getiremedin, kendin onun yanına gittin” diyerek; gülünce, Hoca:
--“Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür” der.

*******************************

Nasrettin Hoca Akşehir pazarında bir adamın başına toplanmış olan kalabalığa yaklaşır. Satıcı elindeki kuşu satmaya çalışmakta ve fiyatı ise çok yüksek. 50 Akçe. Yan taraftaki tavuklar ise 5 Akçe. Hoca bir türlü fiyattaki aşırı farkı anlayamaz ve sorar:
--“Hemşerim bu nasıl kuş 50 Akçe istersin?”
--“Hoca efendi bu bildiğin kuşlardan değildir bunun bir özelliği var.”
---Neymiş özelliği? Diye sormuş Hoca bu kez:
--“Hocam bu kuşa Papağan derler ve konuşur.”
Hoca hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi pazara döner. Papağan satmakta olan adamın yanında durur ve yüksek sesle:
--“Bu gördüğünüz kuş, sadece 100 Akçe’ye, gel, gel” diye bağırmaya başlar.
Herkesten çok Papağan satan adam şaşar bu ise ve sorar:
--“Hocam 100 Akçe çok değil mi bir hindi için?”
--“Sen 50 ye satıyorsun ama.”
--“Dedim ya hocam benim kuş konuşur.”
--“Öyleyse, benimki de düşünür” diye cevaplar Hoca.

***************************

Timur bir gün yanına Hoca'yı da alarak Akşehir'in Meydan Hamamına gider. Soyunup peştemala sarınıp sıcak bölüme geçerler. Göbek taşında oturup bir yandan sohbet ederken bir taraftan terlerler. Derken Timur Hoca'ya sorar:
--“Hoca sen bir deryasın, kıymet biçmesini bilirsin. Su halimle ben kaç para ederim?” Hoca:
--“On akçe” der. Kendisine bu kadar az kıymet biçilmesi, Timur'u küplere bindirir ve Hocaya bağırır:
--“Bre gafil sen bana nasıl on akçe ettiğimi söylersin, bu parayı sadece peştemal yapar, deyince, Nasreddin Hoca boynunu bükerek:
--“Ben zaten Peştemalı hesaba kattım” der.





Bu haber 905 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar