Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

NASRETTİN HOCA FIKRALARI (Bölüm 4)

Hoca köy okulunda öğretmenlik yaparken, öğrencilerinin birinin ailesi tarafından kendisine bir büyük tepsi baklava gönderilir. Ağzı sulanır, fakat daha sonra yemek üzere masasının çekmecesine koyar. Kısa bir süre sonra acil bir iş için dışarı çağırılır. Öğrencilerine yapılacak bir sürü iş verir ve:
--“Her şeyi anladığınızı kabul ediyorum.” Kapıya vardığında:
--"Bir şey daha" der. "Benim düşmanlarım var. Pek çok düşman. Bana sürekli zehirli et, zehirli tatlı gönderilir, hatta zehirli baklava. Yemeden önce test etmem gerekir. Bu şekilde uyarıldınız. Daha uzun bir ömür isterseniz, bana gönderilen hiçbir şeye dokunmayın. Özellikle baklavaya." Hoca gider gitmez, yeğeni, öğrencilerinden biriydi, masaya gider ve baklavayı alır.
--"Yapma!" diye bağırır arkadaşları. "Onlar zehirli olabilir!" Çocuk onlara sırıtır ve:
--"Tabii ki değiller," der. "O sadece kendisine saklamak istiyor." Ve başlar baklavaları yemeye. "Gerçekten çok iyi" der ve bir başkasını yer. Yere düşüp kıvranmadığını gören arkadaşları, Hoca'nın masasının etrafına toplanırlar ve baklavayı paylaşırlar. Fakat tepsinin boşaldığını görünce:
--“Biz şimdi Hoca’ya ne diyeceğiz?" der içlerinden biri, ağzındaki kırıntıyı silerken. Hoca'nın yeğeni sadece gülümser. Hoca döndüğünde doğruca masasına gider ve çekmecesine kontrol eder ve baklavanın bittiğini görünce, öğrencilerine hışımla bakar ve:
--"Biri," der "Biri masamdaymış." Sınıfta essizlik vardır.
--"Biri çekmecemdeymiş." Sessizlik.
--"Ve biri baklavayi yemis."
--"Bendim" der yeğeni.
--"Sendin ha! Size anlattığım şeyden sonra?"
--"Evet."
--"Belki açıklaman vardır. Eğer öyleyse, ölmeden önce duymak isterim."
--"Şey," der yeğeni "Bana verdiğin iş çok zordu. Hiç birini yapamadım. Yaptığım her şey yanlış. Senin çok kızacağını ve ailemin hayal kırıklığına uğrayacağını biliyordum. Öyle utandığımı hissettim ki, yapılacak tek şeyin, hayatıma son vermek olduğuna karar verdim. Böylece senin zehirli baklavanı yedim. O an düşünebileceğim tek yol o idi. Fakat eğlenceli olan şey, henüz hiçbir şey olmadığıdır. Nedenini merak ediyorum." Hoca yeğeninin masum açıklamasını kısa bir süre inceler.
--"Belki," der, "yapmış olduğun işe bir bakmam için sadece ertelenmiş bir cezadır." Ali hesaba kattım zaten!

********************************
Nasrettin Hoca bir gün pazarda 10 akçeye aldığı 10 odunu, 9 akçeye satıyormuş. Etraftan sormuşlar:
--"Hocam bu ne iştir, hiç böyle ticaret olur mu?" Hoca gayet sakin cevaplamış:
--"Olsun. Önemli olan işi nasıl yaptığın değil,
insanların seni iş yaparken görmesidir.”

*********************************
Bir gün padişah Nasrettin Hoca' ya sormuş:
--“Hocam ben ölünce cennete mi gideceğim yoksa cehenneme mi, söyle bakayım?” Hoca padişahtan korkmadan :
--“Cehenneme gidersiniz padişahım?” Demiş. Padişahın sinirden sakalları titremiş. Bu durumu gören Hoca :
--“Kızmayın padişahım ben aslında size cennete gidersiniz diyecektim fakat sizin cellatlarınızın kılıçlarıyla ölen suçsuz kişilerden cennet dolup taşmış. Bu yüzden cennete sığmazsınız diye cehenneme gidersiniz dedim.”

*******************************

Nasrettin Hoca, kırda sesinin yettiğince bağırarak ezan okuyor ve olanca hızıyla koşuyormuş. Bu durumu gören birkaç kişi, Hoca ya birşey olduğunu düşünerek yanına yaklaşıp sormuşlar :
--“ Ne oldu sana, Hoca efendi? Bu ne istir?” Hoca, koşmasını sürdürerek :
--“ Sesimin nerelere kadar gittiğini merak ettim de” demiş. Onun için arkasından koşuyorum...

******************************

Hoca Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atar. Hoca'nın yaramaz oğlu, muziplik olsun çömleğin içine bir avuç taş doldurur.

Bir zaman sonra arkadaşları:
--"Bugün Ramazan'ın kaçı acaba?” diye sorarlar Hoca'ya. Hoca'da:
--"Şimdi eve gider öğrenirim. Biraz sabredin." der ve evinin yolunu tutar. Çömleği boşaltır. Bir sayar, iki sayar. Taşların yüz yirmi beş tane olduğunu görür. Şaşkın bir halde döner arkadaşlarının yanına Hoca.
--"Arkadaşlar, bugün, Ramazan'ın kırk beşi" der. Hoca'nın bu cevabına gülüşürler arkadaşları. Aralarından biri:

--"Aman Hocam, bir ay otuz gündür. Hiç Ramazan'ın kırk beşi olur mu?" diye itiraz eder. Hoca, biraz şaşkınlık biraz da kızgın bir ifadeyle:
--"Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazanın yüzyirmisi.”

******************************

Bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını almışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış. Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:

--“ Peki, olur.” Çocuklardan yalnız biri, elinde parayı vererek, Hoca'ya:

--“ Şu parayla bana bir düdük getirir misin?”Demiş. Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen Hoca'nın etrafını sararak düdüklerini istemişler. Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış. Ötekileri bağırmaya başlamışlar:

--“ Ya bizim düdükler nerede?” Hoca'nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:

--“ Parayı veren düdüğü çalar.”

******************************

Bir gün bir adam, elinde mektup, Hoca'yı tutup der ki:

--"Hocam, zahmet ya sana, şu mektubu bana bir okusana." Mektup, baştan sona kadar Arapça yazılmış. Şöyle bir iki evirir çevirir, sökemez, çaresiz, geri verir. Der ki:
--"Başkasına okut bunu sen." Adam:
--"Niçin?"

--"Türkçe değil bu mektup okuyamam." Yine anlayamaz adam. Hocanın okuması yok zanneder:

"Ayıp Hoca, ayıp!"der.

--"Benden utanmıyorsan şundan utan, şu başındaki koca kavuğundan." Hoca kavuğu çıkartıp uzatır.

Sonra:
--“Mademki" der, "iş kavuktadır, haydi giy de şunu, bakalım mektubunu kendin oku."





Bu haber 955 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar