Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

BİR FUTBOL FANATİĞİNİN HAYAT HİKAYESİ (Birinci Bölüm)

Birinci Bölüm:

Küçük yaşlarından beri futbol oynardı. En büyük hayali büyük bir futbolcu olmaktı. Önce mahalle takımında oynamış, daha sonra üçüncü ligin genç takımlarından birisine transfer olmuştu ama iyi bir futbolcu olmadığının ve olamayacağının farkındaydı. Çok çalışsa da, çok gayret etse de, gereken performansı yakalayamıyordu. Kendisini biliyordu ama yine de ünlü bir futbolcu olmak hayalinden bir türlü vazgeçemiyordu.
Gayretlerinin yanı sıra dua etmekten de geri kalmıyor, her gece uyumazdan önce Allah’a yalvarıyor; ünlü bir futbolcu olmasına yardım etmesini istiyordu. Artık dualarının kabul edilmesinden umudunu kesmeye başladığı bir gün,

--“Allah’ım hiç değilse dört yıllığına beni ünlü bir futbolcu yap” diye Allah’a yakardı.

Ertesi gün çalışmalarda kendisini daha farklı gördü.
Çok iyi oynuyordu, hatta mükemmel.
Hocası da onu öven sözler söyledi ve ondaki bu değişikliğe çok şaşırdığını da belirtti.

O gün çalışmalarını izleyen birisi vardı.
Bir futbol otoritesiydi bu.
Onu çok beğendi ve manej erliğini yapma önerisinde bulundu.
Çok şaşırmıştı delikanlı.
Birden hayatı değişmiş, ünlü bir futbolcu olmaya adım atmıştı.
Öneriyi sevinçle kabul etti.

Menajeri onun ülkenin en büyük takımıyla anlaşma yapmasını sağladı.
Kısa zamanda ünlü bir futbolcu oldu futbol fanatiği delikanlı.
Her gün medyaya konu oluyordu.
Kızlar peşindeydi.
Gazeteciler, televizyoncular da peşinde.

“Ona altın ayaklı adam” adını taktılar.

Hakkında destanlar yazıldı.
Futbol tutkunlarının gözünde bir ilahtı o.
“Allah dualarımı kabul etti” diye düşündü. Son duasında ünlü bir futbolcu olmayı dört yıllığına istediğini unutmuş gibiydi. Biraz da şımarmıştı, kendini vazgeçilmez gibi görmeye başlamıştı.

Bu dört yıl içinde evlendi, iki de çocuğu oldu. Karısı parayı çok seven bir kadındı ve yaşça da kendinden biraz büyüktü. Zaten onunla iyi para kazandığı, ünlü olduğu için evlenmişti. İlerisi için büyük hayalleri vardı. O kocasının başarısının ve ününün dört yıllık olduğunu bilmiyor, ününün ve kazandığı paranın ömrünün sonuna kadar devam edeceğini sanıyordu.

Dört yılın bittiği gün ünlü futbolcunun bir karşılaşması vardı. O gün çok kötü oynadı. Takımının iki gol yemesine neden oldu. Herkes çok şaşırdı. “O paslar neredeydi?
0 şutlar neredeydi?”

Çok çabuk yorulmuş, yürümekten aciz duruma gelmişti. Onu bir sağlık kontrolünden geçirdiler. Hiç bir rahatsızlığı yoktu ama eski gücü de yoktu. Kafası da eskisi gibi oynadığı oyuna konsantre olamıyordu. Onu yedeğe aldılar. Hocası onu arada, sırada deniyor, hiç bir değişme görmediği için yine yedekte bırakıyordu.
Bu ona çok ağır geldi.
Bir kaç ay böyle geçti.
Bir gün dört yıl önceki duasını hatırladı ve bir daha iyi oynayamayacağını anladı.
Yıkıldı.
Kaçmak istiyordu.
Herkesten, her şeyden.
Ne yapacağını bilmiyordu.
Eğitimini yarıda bırakmıştı.
Devam edemezdi.
Kafası karmakarışıktı.
Belki kafamı toplarım diye bir tatil kasabasındaki yazlıklarında bir süre kalmaya karar verdi. Karısı onunla birlikte gitmek istemedi.
--“Kış günü orada ne işim var” dedi. Onun niyeti başkaydı. Kocasından umudunu kesmiş, ondan ayrılmak için yollar arıyordu. Onun gitmesini fırsat bilerek, evlerini, eşyalarını sattı, bankadaki ortak hesaplarını boşaltarak; çocuklarıyla birlikte kayıplara karıştı. Kocasının onu bulamayacağı bir yerde yeni bir hayata başladı. Bu arada boşanma davası da açtı. Niyeti ondan kurtulup zengin bir koca bulmaktı.

Ününü kaybeden futbolcumuz bir süre tatil kasabasında kaldı. Orada kalıp düşünmenin kendisine bir şey kazandırmayacağını, orada kaldığı süre içinde üzüntüsünün daha çok arttığını anladığı gün, telefon ederek karısına geleceğini bildirmek istedi.
Telefon çalışmıyordu.
Çok merak etti.
Hemen geri döndü ve gerçekle yüz yüze geldi. Karısı bütün varlığını almış ve gitmişti. İşsizliğinin yanı sıra evsiz, eşsiz, çocuksuz da kalmıştı. Karısının onu parasız kaldığı için terk ettiğini anladı. Onu çok sevdiği için; bu davranışı onu çok üzdü. Dünyanın sonu gelmiş gibi geliyordu ona. Ölmek istiyordu ama kendini öldürmenin günah olduğunu bildiği için böyle bir şeye kalkışmadı.
Artık buralarda duramazdı.
Çok uzaklara gitmeliydi.
Kendisini kimsenin tanımadığı bir yere. Kendisinin kimseyi tanımadığı bir yere.

Bir gemide iş buldu.
Yirmi iki yaşındaydı.
Daha çok gencim, bir yerlerde başaracağım bir iş bulabilirim diye düşündü ve yeni ufuklara doğru yelken açtı.
Karısını unutamıyordu.
Çocuklarından vazgeçemiyordu.
Yine zengin olup, onları geri almak istiyordu. Futbol tutkusu bitmiş yerini karısına olan tutkusu almıştı. Hayır, ondan vazgeçmeyecekti.
İki yıl denizlerde gezdi. Biraz para biriktirdi. Denizde gezmekten usandığı bir gün gemiden indi ve bir otele yerleşti. Niyeti bir süre de karada çalışmaktı. Gemide çalışarak zengin olması olası değildi. Karada önüne daha çok fırsat çıkabilirdi.

Hemen o gün otelde bir adamla tanıştı. Adam çalıştığı gemide yolcuydu. Denizde tanışmamışlar, karaya ilk çıktıkları gün tanışmışlardı. Genç adam “bunda bir hayır var” diye düşündü.

Adam vahşi hayvan ticareti yapıyordu. O ülkeden topladığı vahşi hayvanları dünyanın dört bir yanında satıyordu. İyi para kazandığı her halinden belliydi. Ona ortaklık önerisinde bulundu. “Genç adamın aklına kendi başına çalışıp bütün karı almak varken, neden benimle ortak olmak istiyor?” diye bir soru takıldıysa da, işi kabul etti. Elindeki bütün parayı adama verdi ve ortaklıklarını resmileştirdiler. Artık onu maceralarla dolu yeni bir hayat bekliyordu. Bu defa kendi gücüyle başarabileceğinden emindi. Çalışma şartlarının çok zor olduğunu söylemişti ortağı. Olsun varsındı. Her zorluğa göğüs germeye hazırdı.

Hemen ertesi gün çalışmaya başladılar. Ortağı onu hayvanları satın aldığı yerlere götürüyor, onunda fikrini alıyor, işi öğrenmesini sağlıyordu. Zorlu yolculuklar yapıyorlar, kilometrelerce yayan yürüdükleri günler oluyordu. Genç adam kısa sürede işi öğrendi.
Yaşlı ortağı bir gün onu karşısına aldı ve:
--“Ben bu iş için yaşlandım, bundan sonra hayvan alımına sen gideceksin, ben dinleneceğim” dedi. Genç adam düşündü; o kendisini bu günler için ortak almıştı. Şimdi ondan bunu istemek hakkıydı. İlk ortaklık önerisi aldığı gün, kendi kendine sorduğu sorunun cevabını, bu gün alıyordu. “Bütün karı kendisinin alması varken, neden beni ortak alıyor?”

Artık bütün alımları genç adam yapıyordu. Kıtanın içlerine doğru uzun yolculuklar yapıyor, çeşitli kuşlar, balıklar, küçük, büyük vahşi hayvanlar satın alıyor; bunları yerinden toptancılarına gönderiyordu. Ortağı sadece siparişleri ona bildiriyor ve para işleriyle uğraşıyordu. Bir gün yine onu karşısına aldı ve:
--“Bundan sonra bütün işleri sen yapacaksın, bende bir çiftlik alıp; orada küçük bir hayvanat bahçesi kuracağım ve kitap yazacağım” dedi. Genç adam bunu da kabul etti.


Bu haber 1652 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar