Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

KARTOPU (İkinci Bölüm)

İkinci Bölüm:

Mutlu hayatlarına geri dönmüşlerdi. Çocuğun bir şeyden haberi yoktu ama annesiyle babası, oğullarının geleceği kurtulduğu için çok mutluydular. Yaşlı adama çok iyi bakıyor, üzerine titriyorlardı. Mirası çocuklarınındı ama o ölürse ne yaparlardı. O onların babası, velinimetleriydi, evlerinin direğiydi, çocuklarının sevgili dedesiydi. Ona çok iyi bakıp çok uzun yaşamasını sağlamalıydılar.

Çocuk gelecek yıl ilkokula başlayacaktı.
Dedeyi bir heyecan sarmıştı.
Onu en iyi okullarda okutup, iyi bir eğitim vermek istiyordu.
En iyi okulu bulmak için araştırmalara başlamıştı bile.
Liseyi bitirinceye kadar iki dil öğrenmesini istiyordu.
Kendisi bu konuda çok zorluk çekmiş, tercüman aracılığıyla işlerini yürütmek zorunda kalmış, çok eziklik duymuştu. O büyük bir perakende imparatorluğunun tek varisi olacaktı.
Yerine yaraşır olması gerekiyordu.

Çocuğun babası çok iyi bir teknisyendi. Demek ki; zeki bir adamdı. Çocuk yetişmeden ölmesi ihtimaline karşı, yaşlı adam, onu yanına aldı, kendisine yardımcı yaptı, işini öğretmeye başladı. Genç adam gerçekten çok zeki ve çalışkandı. Tekerlekli sandalyeye bağlı olması, işinde başarılı olmasını engellemiyordu.
Sakatlığına alışmıştı.
Umursamıyordu artık.
Hayatta yürümekten daha önemli şeyler olduğunu öğrenmişti.
İşe yaradığı için çok mutluydu.
Yaşlı adam bir gün iş dönüşü bir hayvan pazarına uğradı ve çocuğa bir yavru kedi aldı. Bu bir gözü mavi, bir gözü yeşil bir Ankara Kedisi'ydi bu. Sanki bir yün yumağıydı. Kulakları tüylerinin arasına gizlenmiş, görünmüyordu.
Çocuk yavru kediye bayıldı.
Ne kadar da yumuşaktı.
Kartopu gibiydi.
Adını Kartopu koydu.
Mavi gözünü nazar boncuğuna benzetti.
Onu çiğneyeceğinden korktuğu için, artık evde koşmuyordu bile. Sabahları okula gitmeden önce ona sütünü içiriyor, aile bireylerinden biriymiş gibi onunla da vedalaşıyordu.

Kartopu çok çabuk büyüyordu. Çok kibar bir hanımefendi olacaktı besbelli. Nazlı, nazlı geziniyor, eve hiç zarar vermiyordu. Tırnaklarını bilemesi için ona paspastan bir rulo yapmışlardı. Onda tırnaklarını biliyor, tutunarak geriniyordu. Güzel bakıldığı için tüyleri pırıl, pırıldı, gözleri de ışıl, ışıl.
Günler çabuk geçti.
Kartopu büyüdü, kocaman bir kedi oldu.
İyi bakım onun hemcinslerinden daha iri olmasını sağlamıştı.
Çok da iştahlıydı. Bu konuyu da yabana atmamak gerekiyordu. Yemeseydi, güzel yemekler ne işe yarardı.
Bir gün yaşlı adam çocuğa, bir de köpek yavrusu getirdi.
O da kar beyazdı.
Sivri, sivri kulakları vardı.
Yavru olduğu için tüyleri kısaydı ama büyüdüğü zaman uzun tüylü, yelpaze kuyruklu güzel bir köpek olacaktı.
Çocuk onun adını Beyaz koydu.
Kartopu onu çok sevdi.
Yavrusu gibi gördü.
Yanına geldiğinde karnını açıyor, emzirme durumuna geçiyordu. Bu hareketinden yavrularının olmasını istediğini anladılar. Onu evlendirmeleri gerekiyordu.

Yaşlı adam bu defa da, Kartopu kıza bir eş arama çabalarına girişti. Bulacağı erkek kedi, Kartopu kadar güzel olmalıydı ki: yavruları güzel olsun. Sonunda aradığını buldu. Üstelik sahipleri de yurt dışına gidiyordu ve onu yanlarında götürmeleri olanaksızdı. Rastlantı bu ya, onunda adı Kartopuydu. Erkek Kartopu da aileye katıldı. Kartopu diye seslenince ikisi birden geliyordu. Çocuk çok mutluydu. Yüreğindeki hayvan sevgisini, iki kedisi ve köpeğiyle doyuruyordu.

Aradan üç ay geçti. Beyaz epey büyümüştü. Bayan Kartopunun da doğumu yakındı. Şişmiş karnını göstererek gururla etrafta dolaşıyordu.
İştahı iyice açılmıştı.
Aklı fikri yemekteydi.
Obur bir kedi olmuştu.
Çok yerse şişmanlar, doğumu güçleşir diye, fazla yememesine dikkat ediyorlardı. Doğum yapacağı sepet hazırdı.
Arada sırada içine girip, oturuyordu.
Bir sabah uyandıklarında onu, bebeklerini doğurmuş buldular. Sessiz, sedasız kendi başına yapmıştı bu işi. Büyük bir gururla yavrularını emziriyordu. Çok yorgun ve bitkin görünüyordu. Ona hemen bir tas süt verdiler. Bir solukta içti, bitirdi. Neredeyse tası da yiyecekti.. Tasını yeniden doldurdular. Bu defa süte doydu.

Şimdi kendini çok iyi hissediyordu.

Yavruları emerken, o da temizliğini yapmaya başladı. Patileriyle süt bulaşan bıyıklarını temizliyor, arada sırada da yavrularını yalıyordu. Kakalarını yaptırmanın zamanı gelmişti. O işi de bitirdikten sonra biraz uyuyabilirdi.

Kartopu çok iyi bir anne oldu. Beş yavrusunu çok güzel baktı. Onlar da birer kartopuydu. Baba Kartopu da çocuklarıyla gurur duyuyordu. Onları yalıyor, yüzünü sürtüyordu.

Yavruların gözleri açılmaya başladı.
Dördünün bir gözü mavi bir gözü yeşil bir tanesinin ise iki gözü de maviydi.
Çok güzeldiler.
Kısa sürede büyüdüler ve ortalıkta dolaşmaya başladılar.

Bir Pazar günüydü.
Bütün aile evdeydi.
Kahvaltıdan yeni kalkmışlardı.
Anne Kartopunun birden huzuru kaçtı.
Göz bebekleri büyüdü tüyleri diken, diken oldu.
Acı, acı miyavlayarak yavrularını yanına çağdı. Yavrular hemen annelerinin yanına koştular. Onları bir araya topladı ve üzerlerine uzandı.

--"Deprem mi olacak acaba?" dedi yaşlı adam. "Ama neden baba Kartopuyla Beyaz rahat, rahat uyuyorlar? Deprem olacaksa, onlar neden hissetmediler?" Yaşlı adam tam sözünü bitirmişti ki; sarsılmaya başladılar. Kartopuna bunu önceden hissettiren, annelik şefkati ve yavrularını koruma içgüdüsüydü.

Deprem şiddetini arttırıyordu. Kapılar, dolap kapakları açılıp, kapanıyor, çatıdan çatırtılar geliyordu. Biblolar vazolar devrilmiş, dolaplardan bazı eşyalar yere düşmüştü. Sarsıntılar bir daha devam etti. Çok korkmuşlardı ama evleri sapa, sağlam ayaktaydı. Hiç bir şey olmamıştı. Yaşlı adam telefonla iş yerlerini aradı. Onlar da ayaktaydı ama kentte çok yıkılan bina olmuştu.
Hep beraber dışarı çıktılar.
Kent tamamen yıkılmıştı.
Hemen, hemen bütün yerleşim birimleri yerle bir olmuştu.
Halk panik içinde oradan, oraya koşuyordu.
Durum gerçekten çok kötüydü.
Canlarını kurtaranlar evsiz kalmışlar, kaybettikleri yakınlarını arıyorlardı. Üzüntüleri büyüktü.
Onların üzüntülerini paylaşmaya çalıştılar ama ellerinden gelen pek fazla bir şey yoktu. Yardım yapmak büyük oranizasyon işiydi.
Çocuk da çok üzülmüştü. Depremzedelere nasıl yardım edebileceğini düşünüyordu. İşe giysilerinin ve oyuncaklarının bir kısmını ayırıp, ihtiyacı olanlara vermekle başladı. Bir şeyler daha yapması gerektiğini düşündü. Hayat yalnız giyinmek, eğlenmek değildi. Çocukların başka şeylere de gereksinimi vardı. Kartopu'nun yavrularını satıp, gelirini onlar için harcayabilirdi. Düşüncesini dedesine açtı. Yaşlı adam torununun bu fikrini çok beğendi. Bütün arkadaşlarına birer mektup yolladı ve evlerinde yapacakları yavru kedi satışına davet etti. Kediler arttırmayla satılacaktı.
Eğlentisiz bir partiydi bu. Kedi yavruları, dedesinin arkadaşları tarafından yüksek fiyatlarla satın alındı. Yavru kedi almayanlar da, dedenin önceden hazırladığı yardım kutusunu parayla doldurdular. Oradan çıkan davetliler, depremzedelerin yanına giderek; kendilerine kardeş birer aile buldular ve onların bakımını üstlendiler. Bu hareket Kartopu deprem vakfının temellerini attı.

Kısa sürede vakıf kuruldu.

KARTOPU DEPREM VAKFI

Kartopu Deprem Vakfı çalışmalara çok hızlı başladı. Vakıf önce bir çadır fabrikası kurdu. Kamp çadırları ve tenteler üretmeye başladılar. Bu arada kışlık çadır projeleri de hazırlandı ve gerektiği anda kullanılmak üzere saklandı. "Deprem bir gün, sizin de başınıza gelebilecek bir afettir. Size yardım edebilmemiz için vakfımızın güçlenmesi lazım. Çadırlarınızı bizden alır, tentelerinizi bize yaptırırsanız: vakfımız para kazanır, güçlenir" sloganıyla bir reklam kampanyası başlattılar. Birkaç büyük medya kuruluşu kampanyayı ücretsiz olarak üstüne aldı.

Çadırlar yok satmaya başladı.
Herkes tentelerini vakfa yaptırıyordu.
Vakıf hızla güçlenmeye başladı.
Kapasitelerini bir günde, bin kışlık çadır üretebilecek seviyeye gelince, başka bir proje geçtiler.
Prefabrik bekçi kulübeleri, telefon kulübeleri, şantiyelere işçi evleri yapıyorlardı. Bu defa reklam sloganı daha faklıydı:

"Bir gün sizin de başınıza gelebilir. Vakfımızın çadırlarını, tentelerini, prefabrik kulübelerini satın alır da; vakfımızı güçlendirirseniz: bir deprem olup, eviniz yıkıldığında, her gün üreteceğimiz, bin çadır ve bin prefabrik evden birine başınızı sokabilirsiniz."

Ardından deprem kuşağındaki bütün kentlerde, unlu mamul fabrikaları açtılar Normal zamanlarda börekler, kurabiyeler imal eden bu fabrikalar bir afet halinde günde otuz bin ekmek imal edebilecek kapasitedeydi. Ülkenin en büyük kentinde, onlarca ekmek fabrikası kurdular. Bütün fabrika binaları çok şiddetli depremlere dayanabilecek yapılardı. Ekmek fabrikalarının haricindeki fabrikaları büyük kentlere göçü önlemeye bir nebze de yardımı olur düşüncesiyle, göçü fazla olan kentlere kurdular.
Vakfın geliri çok artmıştı.
Biriken paranın bir bölümünü halka döndürmek istediler. Bütün kentlere, büyük çadırlar kurdular. Düğün salonu, konser, konferans salonu gibi kullanılacak, bir deprem anında okul, hastane, resmi daire haline dönüştürülebilecekti. Projeleri ona göre hazırladılar, dönüşümün anında yapılabilmesi içinde her salona birer kopya bırakarak, personeli de eğittiler.

Bu fabrikaları deprem anında suya çevrilecek meşrubat fabrikaları, battaniye ve soba fabrikaları takip etti. Bu üniteler için de dönüşüm projeleri hazırlandı. Bu arada ülkenin en ünlü kurtarma ekibi de vakfa katıldı. Vakfın maddi desteğiyle büyüdü, gelişti, gelişmiş aletlerle donandı.
Bir de mühendisler ordusu kurarak kentlerdeki bütün hastanelere ve okullara deprem dayanıklılık testleri yaptıran Vakıf; gerekli görülen binalara da güçlendirme çalışmaları yaptırdı. Vakıf öyle büyüdü ki; bütçesi, devlet bütçesini aştı. Dev projeler yapıyor, gücüne güç, varlığına varlık katıyordu.
Vakıf çalışmaları sürerken, çocuk da yabancı dilde eğitim yapan bir okulda, öğrenimin görüyordu. Aldığı ilk dili iyice öğrenmiş, sıra ikinci dili öğrenmeğe gelmişti.

Yabancı bir ülkeden bir kalem arkadaşı buldu. Onunla ülkeleri hakkında, günlük yaşamları hakkında bilgi alışverişine giriyorlardı. Bir gün kalem arkadaşına, mektubunda bir kedi yavrusuyla vakıf çalışmalarının nasıl başladığını, nasıl sürdüğünü anlattı. Arkadaşı kedileri çok sevdiği için, bu konuyla ilgilendi ve bir daha ki mektubunda, ondan Ankara Kedileriyle ilgili daha kapsamlı bilgi vermesini rica etti. Çocuk bir daha ki mektubunda; kalem arkadaşına, yavru Ankara Kedisinin dedesi tarafından kendisine hediye edildiği günden başlayarak; nasıl yavruladığını, yavruların nasıl satılıp, geliriyle depremzede çocuklara yardım yapıldığını, anlattı. Ankara kedilerinin nasıl çoğaldığını, her evde bir Ankara Kedisinin bulunduğunu böylece; ülkesinin güzel bir kedi ırkının, kaybolmaktan kurtulup, çoğaldığını da ilave etti. Arkadaşı ondan, kendisine bir kedi yavrusu göndermesini istedi. Kedi yavrusunun karşılığında, Kartopu Deprem Vakfına bağış yapacağını, bildirdi.

Ankara Kedisi yavrusu kendisine ulaştığı gün, bütün arkadaşlarını topladı ve onlara yeni kedisini gösterdi.
Bu bebek Kartopu, bütün çocukların sevgilisi oldu.
Hepsi birer tane istiyorlardı.
Böylece Ankara Kedisi ihracatı başladı.
Kartopu Deprem Vakfına bağış yağıyordu.
Çocuk böylece ülkesini ve vakfı başka bir ülkeye de tanıtmış oldu.
Bütün kedi alan yabancı ülke insanları, vakfa da üye oldular. O ülkede vakfın şubeleri kuruldu. Kartopu Deprem Vakfı artık bir dünya vakfı olmuştu. Hangi ülkede bir deprem olursa anında müdahale edilebilecekti.
Alt yapı hazırdı.
Çocuk düşünüyordu.
"Başka ülkelerde depremler oluyor, sel felaketleri oluyor, kendi ülkesinde hiç bir felaket olmuyordu. Vakıf ülkeye uğurlu mu gelmişti acaba? Belki de Vakıf üyelerinin ruhlarının güçleri iç denizdeki büyük fayın bir defada kırılmasını engelliyordu."

Çocuk çok zekiydi, çok çalışkandı, okul birincisiydi.
Dedesi çok yaşlanmıştı ama hala sağlığı yerindeydi.
Belki de onu da koruyan, yaptığı iyiliklerdi.


Bu haber 1727 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar