Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

OYUNCAKÇI (Birinci Bölüm)

Birinci bölüm:

Kentin Belediye Başkanı, öğrenim yılının başarılı öğrencileri için bir gemi gezisi düzenlenmişti.

Bütün okulların başarılı öğrencilerden seçilmiş gruplar, bir gemiyle bir hafta süreyle denizde gezecekler, yakın çevredeki adaları göreceklerdi.

Hazırlıklar tamamlandı, çocuklar gemiye bindiler. Onları uğurlamaya gelen ailelerinde buruk bir sevinç vardı. Çocukları yılın en başarılı öğrencileri seçilmişti; bunun için seviniyorlardı ama hepsinin çocuklarından ilk ayrılışlarıydı.
Gemi düdük çalarak yola çıktı.


Gezi çok güzel gidiyordu.
İki adaya uğradılar ve görülmeye değer yerlerini gezdiler.
Gezi boyunca bir rehber onları yöre hakkında bilgilendiriyordu.
Öğrendikleri şeyler çok faydalıydı ve çok güzel vakit geçiriyorlardı.

Açık denizde seyrettikleri beşinci gün fırtına koptu.
Gemiciler fırtına için önlemler almaya çalışırken; makine dairesinde yangın çıktı, ardından da bir patlama oldu ve gemi ikiye bölündü. Patlamanın ölçeği büyüktü.
Geminin orta bölümü tamamen dağıldı, gemi batmaya başladı.

Gemiden kopan parçalar, çocukların ve gemi çalışanlarının eşyaları ve daha pek çok şey denizde yüzüyordu.
Kabus gibi dakikalardı ama kabus değildi, gerçekti.
Bu büyük bir felaketti.

Kentin en başarılı öğrencileri ya ölmüşler ya da denizde ölüm, kalım savaşı veriyorlardı.

Öykümüzün kahramanı olan çocuk patlamanın ardından kendini denizde buldu.
Yanında suya hafifçe batmış bir valiz yüzüyordu.
Tek çaresi ona tutunmaktı.
Başka türlü hayatta kalması olanaksızdı.
Yüzme biliyordu ama deniz dalgalıydı ve o patlama sırasında başından darbe alıp bayılmış, soğuk suya düşünce ayılmıştı.

Kendini çok kötü hissediyordu.
Biraz dinlenip, kendine gelince; gözü gemiye takıldı.
Gemi yavaş, yavaş batıyordu.
Olanları film gibi seyretti.
Sanki bir kaç dakika önce o gemide değildi.

Hafızasını kaybetmişti.
Kim olduğunu, nerede olduğunu hatırlamıyordu.
Kazanın nasıl olduğunu bile hatırlamıyor, şaşkın, şaşkın bakınıyordu.

Fırtına sanki gemiyi batırmak için çıkmıştı.
Patlamanın hemen ardından dindi ve deniz süt liman oldu.

Hava durulunca, çocuk da biraz kendine geldi. Artık etrafında olan biteni daha iyi algılıyordu. Gemiye bir şey olmuş, parçalanmıştı. Geminin mutfağından dağılarak; suyun üzerinde yüzen sebze ve meyvelerden bir kaç tanesini topladı, yedi, açlığını ve susuzluğunu giderdi.
Özleyeceği hiç bir şeyi hatırlamadığı için fazla üzülmüyor, sadece korkuyordu.
Ölesiye korkuyor ve çok üşüyordu..
Bir süre sonra sıkı, sıkı tutunduğu valizin kimin olduğunu, içinde ne olduğunu merak etmeye başladı.
"Acaba valizin içinde ne var?” Diye düşündü. "Acaba bu valiz kimin?" Düşünceler beyninin içinde gelip, gidiyordu. Valizin kapağını yokladı. Kapak kolayca açılıverdi. İçinde giyim eşyaları görünüyordu.
“Acaba sahibi öldü mü?" Diye düşündü.
Sağsa: “Şimdi neredeydi acaba?"
Sorular kafasının içinde gidip geliyor sanki dans ediyordu.

Bir yabancının eşyalarını karıştırmanın ayıp olduğunu bildiği için; valizdeki eşyalara dokunmak istemiyordu ama güneş çok yakıyordu. Hayatta kalabilmek için başını örtmesi gerektiğini düşünerek, valizden uygun bir şey çıkardı ve onunla başına örttü.

Suda fazla kalmaktan elleri buruş, buruş olmuş, uyuşuyordu. Bunu engellemek için yapabileceği bir şey yok gibiydi. Ellerini sudan çıkarmayı denese; valizi elinden kaçırabilirdi.

Aradan iki gün bir gece geçti. Suyun üzerinde yüzen sebze ve meyveleri yiyerek kanını doyurmaya devam ediyordu. Su içemediği ve güneşte kaldığı için; dudakları çatlamış, acıyordu.

Gece valizin üzerine kapaklanarak uyumaya çalışıyor, bir taraftan da düşerde; valizi elinden kaçırır diye, çok korkuyordu.

Geceleri çok soğuk oluyordu.
Çok üşüyordu.
Öyle titriyordu ki; valize zor tutunuyordu.
İki gündür en ufak bir esinti olmamıştı.
Hep aynı yerde sallanıp duruyor, birilerinin gelip onu kurtarmasını bekliyordu.

Geminin kaza yaptığı haberi kente geç ulaştığı için iki günden önce kimse onları kurtarmaya gelmedi.

Artık umudunu kaybetmeye başlamıştı.
Birden rüzgar çıktı ve sürüklenmeye başladı.
Açık denizde aç kalmak korkusuyla; etrafındaki bütün sebze ve meyveleri toplayarak valize doldurdu. Onlara yer açmak için de; valizden bazı şeyleri atmak zorunda kaldı. Bunu yaparken de valizin sahibinden yüksek sesle özür diliyordu.

Hızla bilmediği bir yöne doğru sürüklenmek, geminin battığı yerden uzaklaşmak onu çok korkutuyordu. Korkusu onu bulamayacakları düşüncesinden kaynaklanıyordu. Geminin battığı yerden uzaklaşınca onu bulamayabilirlerdi.

Arta kalan sebze ve meyveleri yiyerek üç gün üç gece daha geçirdi.

Artık maddi ve manevi hiç gücü kalmamıştı.
Valizi bırakıp derin sulara gömülmeyi düşünür olmuştu.

Karanlık bir geceydi.
Yine valizin üzerine kapaklanmış uyukluyordu.
Birden ayaklarının bir şeye değdiğini hissetti.
Korkuyla bacaklarını kendine çekti.
Biraz sonra dizlerinin sert bir şeye çarptığını hissederek daha çok korktu.
Ardından bütün vücudu ve valiz bir yere saplandı.

Karaya vurmuştu.

--"Kara...Kara... Kara.."
Diye bağırdı son gücüyle.
Sevincinden delireceğini sandı.
Günlerdir hayal ettiği an gelmiş, umutları gerçek olmuştu.
Islak kumları avuçluyor, yüzünü yere sürüyordu.
Kazadan beri ilk defa ağlıyordu. Gözyaşları sel olmuş, hıçkırıklara boğuluyordu. Kapaklandığı kumsalın üzerinde ağlaya, ağlaya uykuya daldı.

Günlerdir korkudan, soğuk sudan, iyi beslenememekten, uykusuzluktan perişan olan vücudu pes etmişti. Ertesi gün uyandığında güneş tepedeydi. Öğlene kadar uyumuştu. Giysileri kurumuş, tatlı bir sıcaklık vücudunu sarmıştı.

Gözlerini açtı, kalktı, etrafına bakındı.
Dar bir kum şeridinden sonra yeşillik başlıyordu.
Karnının çok acıktığını ve susadığını fark etti.

Valiz hemen yanı başında duruyordu. Ondan çıkardığı sebze ve meyvelerle karnını doyurdu. Günlerdir sadece çiy sebze ve meyve yemekten usanmıştı, Canı başka şeyler de yemek istiyordu.


Annesinin yaptığı yemekleri özlemişti ama bu özlemin nereden kaynaklandığını bilmiyordu.

Sandığı boşaltarak, içindeki giysileri kurumaları için çalılara astı. Bir insanla karşılaşmak umuduyla yürümeye başladı.

Burası küçük bir koydu. İçeri doğru gidildikçe, arazi yükselmeye başlıyor, küçük bitkiler yerini ağaçlara bırakıyordu. Yürümeye devam etti. En yüksek noktaya vardığında; bulunduğu yerin küçük bir ada olduğunu anladı.

Adanın ters yöndeki sahilinde büyük bir ev görünüyordu. Evi görünce çok sevindi. Demek ki; adada yaşayanlar vardı. Ona yardım ederler, yemek de verirlerdi. Karnı yine acıkmıştı ve susamıştı. Eve doğru koşmaya başladı. İyice yaklaştığında gördüğü manzara karşısında hayal kırıklığına uğradı.
Evin terk edilmiş bir görünümü vardı. Camlarının bir kısmı kırılmış, duvarlarının boyaları dökülmüştü. Bahçeye de uzun zamandır el değmemiş gibi görünüyordu. Evde kimsenin oturmadığı açıktı. Önce bahçeyi dolaştı.

Sanki yakın zamanda, buraya birisi gelmiş gibiydi.
Sönmüş bir ateşin izlerini gördü bahçede.


Şimdi ne yapacaktı?
Yine korkmaya başladı.
"Madem ki ev terkedilmiş oraya girebilirim" diye düşündü.

Elini kapı koluna attı, kapı kilitli değildi.
Gıcırdayarak açıldı.
Kırık camlardan içeriye giren kuşlar, eşyaların arasına yuva yapmıştı. Çocuk içeriye girince; korkarak uçuşup, kaçışmaya başladılar. Aniden duyduğu kanat sesleri onu çok korkuttu. Aceleyle kendini dışarı attı. Ne yapacağını düşünmeye başladı.

Korkusunu yenip İçeriye girmesi gerekiyordu.
Açıkta yatmak daha tehlikeliydi.
Bütün cesaretini toplayarak, içeriye girdi.
Kuşlar ondan zarar gelmeyeceğini anlayınca sakinleştiler, her biri bir yere tünedi.

Çocuk evi gezerek, kendine kalabileceği, camları kırılmamış bir oda buldu. Burayı temizleyip, gece uyumak için bir yatak hazırlamalıydı.
Yiyecek bir şeyler de bulması gerekiyordu. Karnı çok açtı.
--"Önce karnımı doyurayım, ne yapacağımı daha sonra düşünürüm" diye mırıldanarak bahçeye çıktı.
Ağaçlarda meyveler vardı.
Biraz topladı, yedi ve işe koyuldu.
--"Yarın da gider valizi getiririm" diye yüksek sesle düşündü.
Nedense valiz ona, kendine aitmiş gibi geliyordu.
Belki günlerdir ona tutunduğu için böyle hissediyordu.


Az sonra hava karardı. Etrafını göremediği için yapabileceği en iyi şey, yatıp uyumaktı. Hala çok yorgundu. Hazırladığı yatağa uzandı ve hemen uykuya daldı.

Denizde kaldığı geceler hiç rüya görmemişti. Bu evdeki ilk gecesinde çok güzel rüyalar gördü. Bu da onu oldukça rahatlattı. Sabah güneş doğarken, kuş sesleriyle uyandı. İyice dinlenmiş, kendini toplamıştı. Günlerdir hiç bu kadar iyi hissettiğini hatırlamıyordu. Sanki artık bambaşka bir insandı. Günlerdir çektiği eziyet ve korku onu olgunlaştırmıştı.

Hayata daha farklı bakıyordu artık. Artık onun için öncelikle karnını doyurmak önemliydi, bir de yatacak bir yerinin olması.

Kendisi hakkında hiç bir şey hatırlamıyordu.
Hatırlamak bile önemli değildi artık.
Çektiği eziyet ruhunu çok kötü incitmişti.
Allah onun durumunu gördü ve ona yardım etmesi için koruyucu bir ruh gönderdi. Koruyucu ruh onun bu kötü günleri atlatmasına yardım edecekti. Rahatlamasının nedeni koruyucu ruhun yardımıydı. O güzel rüyaları görmesini de o sağlamıştı.

Adadaki ilk günü çok çalıştı. Evdeki sağlam eşyaları toplayarak temizledi, kendine güzel bir oda hazırladı. Eskiden ekildiği yerlerde, kendiliğinden çıkmış sebzeler buldu ve kilerden bulduğu yağ ile onları pişirerek, kendine sıcak bir yemek hazırladı.
Yemek çok hoşuna gitti. Artık gidip valizi getirebilirdi. Diğer kıyıya giderken adanın en yüksek yerinden geçecekti.
"Oraya beyaz bir bayrak asarsam; geçen gemilerden biri onu görür, beni kurtarır" diye düşündü.
Bu fikrini kendisi de çok beğendi ve kendi kendini tebrik etti.

Diğer kıyıya vardığında kuruması için çalılara astığı giysileri toplayarak, valize doldurdu ve eve doğru yola çıktı. Valiz ağırdı, dönüş daha zor geldi.
Adanın en yüksek yerine geldiğinde, valizden bulduğu beyaz bir gömleği, kuru bir ağacın en yüksek dalına sıkıca bağladı.
Ağaca çıkmayı çok güzel becerirdi.
Sağlıklı ve güçlü bir çocuktu.
Tuttuğunu koparmasıyla tanınırdı.
Hiç bir zaman pes etmez, başladığı her işi bitirirdi.

Eve döndüğünde akşam olmuştu. Pişirdiği yemeğin geri kalanını yedi ve yattı. Su sıkıntısı yoktu. Bahçedeki kuyunun suyu çok güzeldi. Adada hayat pek kolay değildi ama çocuk şikayet etmiyordu. O günü yaşıyor, kurtarılmayı bekliyordu.

Hayatından memnun olması, hatırlamadığı geçmişinin özlemini duymamanın yanında, koruyucu ruhun onunla birlikte olmasından da kaynaklanıyordu.
Günler akıp geçti.
Bu arada çocuk kendine oyalanacak bir iş buldu. Adada yetişen bir ağacın dallarını yontarak bebekler yapmaya başladı. Yaptığı bebekler o kadar güzel oluyordu ki; kendisi bile bunları nasıl yaptığına inanamıyordu. Ah bir de boyası olsaydı da; boyayabilseydi. Bazılarına yağ sürdü. Yağ sürülenler gözüne daha güzel göründü. Yağ biterse yemek yapamayacağını düşünerek; minik heykelciklerini yağlamaktan vazgeçti. Kısa sürede pek çok heykelciği oldu.



Bu haber 1810 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar