Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

OYUNCAKÇI (İkinci Bölüm)

İkinci Bölüm:

Bir balıkçı teknesi açık denizde yol alıyordu.
Dümenindeki adamın yara izleri taşıyan yüzü asıktı.
Çok kumar borcu vardı, ölümle tehdit ediliyordu.
Hayatı boyunca pis işler yapmış, kendini kötü durumlara düşürmüştü. Şimdi de borcunu ödemediği adamlardan ölüm tehdidi alıyor, öldürülmekten çok korkuyordu.
Parayı nereden bulabileceğini bilmiyor, çaresizlik içinde kıvranıyordu.
Bir kaç gün saklanabileceği bir yer bulmak için denize açılmıştı.
Serin kanlı düşünebilirse belki para bulabilirdi.

Balığa çıktığı günler hava patladığında; sığındığı bir adayı hatırladı. Kimsenin onu orada bulamayacağını düşünerek, dümeni adaya doğru kırdı. Biraz rahatlamıştı. Bir kaç gün adada kalıp düşünecekti.
--"Nasılsa bir yolunu bulurum" diye söylendi. Hava çok güzeldi. Hafif bir rüzgar yelkeni şişiriyor, tekne hızla yol alıyordu.
Ada göründü.
Adanın daha kuytu sahiline doğru ki; ev bu sahildeydi, dümeni kırdı.
Evin önündeki yıkık iskeleye yanaştı ve tekneyi bağladı. O sırada bir çocuğun koşa, koşa kendisine doğru geldiğini gördü.
"Bu çocuk da nereden çıkmıştı? Adada başkaları da var mıydı acaba?" Bütün huzuru kaçmıştı.
İçinden küfretmek geldi ama kendisini tuttu.
Çocuğa iyi davranıp, adada başkasının olup olmadığını öğrenmesi gerekiyordu.

Çocuk adamı gördüğüne çok sevindi.

İşte astığı bayrağı görmüşler, kendisini kurtarmaya gelmişlerdi. Bütün içtenliğiyle adama teşekkür ediyor, hiç susmadan konuşuyordu. Adam, adada başka kimlerin olduğunu öğrenmek için çocuğa sorular sormaya, başladı. Soru sormasına bile gerek yoktu. Çocuk başından geçenleri bir çırpıda adama anlattı ve yaptığı heykelciklerden birini cebinden çıkararak adama gösterdi.

Çocukları hiç sevmezdi ama ona iyi davranmaya çabalıyordu. Çünkü aklına parlak bir fikir gelmişti. Çocuğu, kaçak çocuk işçi çalıştıranlar için; çocuk çalıp, satan bir çeteye satacaktı. Çocuklar heykel yaparlardı. Ülkede hediyelik eşya satışı çok iyiydi. Küçük heykeller iyi para ediyordu.
--"Bu heykelleri yapmayı nereden öğrendin?"Diye sordu çocuğa. Çocuk:
--"Bilmiyorum" diye cevapladı. Ona heykel yapmayı koruyucu ruhu öğretmişti ama belli etmeden, çocuk bunu bilmiyordu.

O çocuk çetesinin elinde açlıktan, yorgunluktan, uykusuzluktan ölen bir heykel yapımcısı çocuğun ruhuydu.
Ona hayattayken oyuncakçı derlerdi.

--"Geçmişimi hiç hatırlamıyorum" dedi çocuk. Adam bunu öğrenince daha çok memnun oldu. Geçmişini hatırlamayan, kim olduğunu bilmeyen bir çocuk daha çok para ederdi. Çocuğu satınca alacağı parayla, kumar borçlarını öder, öldürülmekten kurtulurdu. Kaçıp kendisini peşinden koşturmasın diye çocuğa elinden geldiğince iyi davranıyordu.

Yolda gelirken avladığı balıkları pişirdi, kumanyasını da getirerek bahçede güzel bir sofra kurdu.
Çocuk ona yemek hazırlayan adama inandı, güvendi.
Onunla dünyanın öbür ucuna bile giderdi.


Adam onu buradan kurtaracağını, kendi evine götüreceğini söylüyordu. Onun çocuklarıyla birlikte yaşayacaktı. Hele buna o kadar sevindi ki; adamın boynuna sarıldı ve onu öptü. O geceyi çocuğun odasında geçirmek üzere eve girdiler ve yattılar. Ertesi sabah erkenden kalkıp, yola çıkacaklardı. Çocuğu sevinçten uyku tutmuyordu.

Adam da hemen uyuyamadı. Onu da borçlarını ödeyip, ölümden kurtulmanın heyecanı sarmıştı. Sonunda öyle derin bir uykuya daldı ki; uykusunda sayıkladı, bütün düşündüklerini ortaya döktü. Çocuk gerçeği öğrendi, başına gelecekleri anladı ve kaçtı.

Adam sabah uyandığında onu bulamayınca, kaçtığını anladı. Rüyasında konuşma huyu olduğunu da hatırlayınca; çocuğun gerçeği nasıl öğrendiğini anladı. Bir küfür etti ve:
--"Sonunda seni yakalayacağım yumurcak" diye söylendi. "Sen benim hayat sigortamsın."

Öfkeli adam çocuğu aramaya başladı. Bir süre sonra onu dağ, taş gezip aramakla bulamayacağını, anladı. Heykel yapmakta ne kadar ustaysa, saklanmakta da o kadar ustaydı çocuk. Adam her yeri dolaşmış, her kayanın arkasına bakmış ama sanki o yer yarılmış, içine girmişti. Başka bir yol denemeye karar verdi. Umudunu yitirmiş gibi yapıp, teknesine binip, gidecek, sonra geri dönüp adanın öteki kıyısından karaya çıkacak, yürüyerek bu kıyıya gelip, onu uyurken yakalayacaktı.

Düşündüğünü yaptı ve tekneyle açıldı.

Çocuk teknenin gittiğini görünce saklandığı yerden çıktı ve eve geldi. Akşam olmuş hava kararmış, karnı da çok acıkmıştı. Saklandığı için öğlen yemeği de yiyememişti, sabah kahvaltısı da. Bir gece önceki yemekten arta kalanlar, hala masanın üzerinde duruyordu. Kalan yiyecekleri çabucak yedi ve yattı.

Kötü adamdan kurtulduğu için çok sevinçliydi. Öyle de yorgundu ki! Kötü adamın geri dönebileceğini aklına bile getirmeden yattı ve hemen uykuya daldı.

Kötü adam hava kararınca geri dönerek; adanın diğer tarafına yanaştı ve o tarafta tekneyi bağlayacak iskele olmadığı için, demir attı. Yüzerek kıyıya çıktı ve yürüyerek eve geldi.

Odaya girdiğinde çocuk derin bir uykudaydı. Onu yakalayarak bağladı ve aynı yoldan geri dönerek yine teknesine ulaştı. Adanın etrafını dolaşıp evin önüne geldi.
Tekneyi iskeleye bağladığı sırada güneş doğuyordu.
Kendisini yorduğu için çocuğa çok kızgındı.

Eve girdi ve kendine güzel bir kahvaltı hazırladı.
Çocuğun karşısında onu iştahla yedi.
Çocuk onun için sadece para demekti.
Onun hayat sigortası demekti.
Kahvaltısını bitirdikten sonra, çocuğu ite, kaka tekneye götürdü.

Çocuk yanına bir şey alamamıştı ama valizde bulduğu küçük defter cebindeydi. O defteri görmediği için; adamla için, için alay ediyor, bu da onu teselli ediyordu.

Yarım günlük yolculuktan sonra karaya çıktılar.

Karaya çıktıkları yerde, çocuk ticareti yapan çetenin kampı vardı. Kumarbaz adam çocuğu onlara iyi bir fiyata sattı.
Aldığı parayla kumar borçlarını ödedi, arkadaşlarına bir ziyafet çekti. Akşam içki masasında çocuğu nasıl yakaladığını, nasıl iyi bir fiyata sattığını büyük bir gururla arkadaşlarına anlattı.

Gemi kazası iki gün sonra duyulduğunda, kentte sanki kıyamet koptu. Kentin en zeki, en çalışkan öğrencileri kazada ölmüş veya kaybolmuştu. Yas ilan edildi.
Gemi kazası olmadan önce, ülkenin en şanslı aileleri olduklarını düşünen aileler, kazadan sonra büyük bir yasa büründüler. Çocuğun kız olan ikiz kardeşi onun kadar çalışkan olmadığı için geziye katılma hakkını kazanamamış, çok üzülmüştü.
İlk ayrılıklarıydı.
Şimdiyse ikizini kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyordu.
Onunla ne kadar iyi anlaşırlardı.
İçtikleri su ayrı gitmezdi.
Onu çok arıyordu.
Birbirlerine ne kadar çok benzerlerdi.
Bir elmanın iki yarısı gibiydiler.
Biri kız, biri erkek olmasa; aileleri için bile ayırt etmek çok zor olurdu.
Şimdi o yoktu.
Canı okula gitmek istemiyor, yalnız kalıp kardeşini düşünmek, onun hayaliyle konuşmak istiyordu.

Uzun psikolojik tedavilerden sonra kendine gelebildi ama kardeşiyle hayali konuşmalar yapmaktan, vazgeçmedi. Geceleri odasına kapanıyor, okulda olan biteni ona anlatıyor,
--"Sen yaşıyorsun biliyorum" diyordu. Onun yaşadığına emindi, öldüğünü asla kabul etmiyor,
--"Seni çok seviyorum, seni çok özledim, neredesin, neden gelmiyorsun?" Diye sesleniyordu ona.

Annesini ve babasını daha fazla üzmemek için, kardeşiyle gizli, gizli konuşuyordu.

Annesi ve babası belki üzüntüsünü hafifletir diye ona bir kardeş yapmaya karar verdiler. Annesi hamile olduğunu müjdelediği gün, onun pek sevinmediğini gördü. Kadın bunu dert etmedi. Dünyaya geldiği zaman onu seveceğinden emindi.


Bu haber 1550 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar