Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

OYUNCAKÇI ( Beşinci Bölüm)

Beşinci Bölüm:

Yıllar çok çabuk geçmiş, oyuncakçı on sekiz yaşında olmuştu. Hala harıl, harıl çalışıyor, her biri bir sanat eseri olan, bir sürü heykelcik üretiyordu. Zorlu çalışma temposu onu olgunlaştırmıştı.

Koca bir delikanlıydı artık.
İyi beslendiği, iyi şartlarda yaşadığı için gelişimi normaldi. Diğer çocuklar büyüyememiş, ufak tefek kalmışlar, bir kaç tanesi de zorlu hayat şartlarına dayanamamış, ölmüştü. Hastalanan çocukları ihbar etmesinden korktukları için; doktora götürmezler, çocuk ya kendi, kendine iyileşir, ya da ölürdü.

Usta başı çeşitli otları kaynatarak ilaçlar yapardı. Yaptığı ilaçların tadı çok kötüydü. Hele üşüttükleri zaman verdiği ilaç, boğazlarını yakar, gözlerinden yaşlar gelirdi. Ustabaşı yaptığı ilaçların onlara iyi geleceğine inanıyor, içmek istemeyeni fena halde dövüyordu.

Oyuncakçının zor şartlara ve ağır çalışma temposuna dayanabilmesinde, ona yardım eden koruyucu ruhun rolü büyüktü. Heykel yapma konusunda ona kendi üstün yeteneğini vermiş, rahat yaşaması için zemin hazırlamıştı. Ruhsal desteği de, üzerinden hiç eksilmemişti. Her zaman yanındaydı. Bir gün oyuncakçı bir heykeli bitirdi ve farkında olmadan üzerine imzasını attı. İmzaladığı için, ustabaşının kendisine kızacağını düşünerek; çok korktu. Ne yapacağını şaşırmış bir şekilde etrafına bakınırken; ustabaşı imzayı gördü ve:
--"İşte şimdi bir sanat eseri oldu. Bundan sonra yaptığın bütün heykelleri imzalamalısın" dedi. Oyuncakçı bunu duyunca daha fazla şaşırdı.

Ustabaşının kızmasını beklerken, beğenisiyle karşılaşmıştı.
O günden sonra bütün yaptığı heykelleri imzalamaya başladı.
Attığı imzanın ne olduğunu bilmiyordu.
Neyi ifade ettiğinin farkında değildi.
Neden attığını da bilmiyordu.
Adını hatırlamıyordu ki imza atsın.
Bilmeden yapmıştı.
Belki bu geçmişini hatırlamanın ilk sinyalleriydi.

Oyuncakçının yaptığı heykeller dünya çapında tanınmaya başladı. İmzasını hiç kimse tanımıyordu.
"Kimdi, nasıl biriydi?"
Her kes bu sanat eseri heykelcikleri yapan sanatçıyı, tanımak istiyordu. Büyük patron zor durumdaydı.
Onu ortaya çıkarması, elinden kaçırması demekti.
Ne yapacağını bilmiyordu.
Onun esaret zincirlerini kırmakla; kasasına oluk gibi akan paranın önüne bir set çekmiş olacağını da biliyordu. Belki de oyuncakçı her şeyi anlatır, güvenlik güçleri de kendisini tutuklarlardı. Patron artık yaşlanmış, kalbi yumuşamaya başlamıştı..

Baskılara dayanamayıp, oyuncakçıyı dünyaya tanıtmaya karar verdi. Bu kararı vermesine, oğlunun onu terk edip, annesiyle yaşamak üzere; onun yaşadığı ülkeye gitmesi de etkili olmuştu. Tek oğlunun onu terk etmesine çok üzülmüş, dünyası kararmıştı. Artık onun için hiç bir şey önemli değildi. O şimdiye kadar her şeyi oğlu için yaptığını düşünmüştü. Oğlunun yaptıklarını onaylamayacağı hiç aklına gelmemişti.

Patron üniversite eğitimini yabancı bir ülkede yapmıştı. Okul arkadaşı bir kızla evlenerek yurda dönmüş, işini kurmuştu. Evliliğinin ilk yılları güzel geçmiş, bir oğulları olmuş; karısı bebeğini çok düşkün olduğu için, bütün saatlerini onunla geçirir olmuş, onun bakımını kimseye bırakmıyor, her şeyiyle kendisi ilgileniyormuş. Bebeğiyle her dakikası dolu olduğu için kocasının işleriyle hiç ilgilenmiyor, ne iş yaptığını bile bilmiyormuş.

Bebek biraz büyüyüp anaokuluna başlayınca, o da dışarı açılma fırsatını bulmuştu.
Dış dünya acımasızdı.
Dedi kodular almış, yürümüştü.
Dış dünyada kocası için hiç iyi şeyler söylemiyorlardı.

"Çocuk işçilerin sırtından servet yapan bir canavar" diyorlardı ona.

Genç annenin dünyası yıkılmıştı.
Kendi çocuğu olan birisi nasıl böyle bir şey yapardı?
Duyduklarına inanmak istemiyordu ama "her kes söylediğine göre gerçek payı olması gerekir" diye düşünüyordu. Bir gün kocasıyla bu konuyu konuşmak istedi. Hiç bir cevap alamadı. Üstelik kocası onu, bir daha işleriyle ilgilenmemesi konusunda uyardı. Genç kadına bu davranış çok ağır geldi ve bebeğini alarak, kocasına haber vermeden ülkesine döndü.

Patron deliye dönmüştü.
Karısını geri getiremedi ama çocuğunu kaçırdı.
O çok güçlü bir adamdı, yurt dışında da güçlü bağlantıları vardı. Kadıncağız ona karşı hiç bir şey yapamadı.
Yıllarca çocuğundan bir haber alamadan yaşadı.
Çocuk babasıyla büyüdü.
Pek sık görmediği babasıyla, yakın değillerdi.
Ona karşı saygısı vardı ama sevgisi yoktu.
Kendisine bir dünya kurmuştu.
Bu dünyada babasına ve kendisini bırakıp giden annesine yer yoktu.
Annesinden nefret etmiyor ama yok sayıyordu. Onu hatırlamıyordu bile zaten.

Liseyi bitirdiği yıl tesadüfen, annesiyle babasını ayrıldığı yıllarda ve ardından bir süre daha yanlarında çalışmış olan bir kadınla, tanıştı. Bu okuldan bir arkadaşının annesiydi. Ondan annesi ve babası hakkındaki bütün gerçekleri öğrendi ve o gün babasını terk ederek annesinin yanına gitti. Delikanlı babasının yasal olmayan işler yapmasını ve annesine karşı olan davranışını beğenmemişti.

Patron yaptığı yasa dışı işlerle büyük bir servet ve güç kazanmıştı ama oğlunu kaybetmişti.

Büyük patron uzun, uzun düşündü, hayatının muhasebesini yaptı. Doğduğu günden beri yaşadıklarını hayalinde yeniden yaşadı.
Karısı da, oğlu da, arkasından kötü konuşanlar da haklıydılar.

O hayatında hiç iyi ve güzel bir şey yapmamış, hep para ve güç kazanmak için kafasını yormuş, o uğurda her türlü kötülüğü yapmıştı. Şimdiyse yaşlanmış ve oğlunu kaybetmişti.

Artık paraya ve güce gereksinimi yoktu.
Parayı kimin için harcayacaktı.
Biricik oğlu onu terk etmişti.
Kirli parasını da istemiyor, annemin alın teriyle kazandığı para, bize yeter diyordu. Gözlerinden yaşlar yuvarlandı. Mahvettiği hayatına ağlıyordu.
Yerinden kalktı, telefonun başına geçti ve gereken kişilere, gerekli talimatları verdi. Oyuncakçıyı dünyaya tanıtacaktı. Diğer çocukları da serbest bırakacak ve yeterli bir miktar sermaye vererek, onları kendi işlerinin sahibi yapacaktı.

Onu ihbar ederlerse de; yaptıklarının cezasına razı olacaktı.

Bu kararı vermesi kolay olmamıştı ama sonuna kadar gitmeye azimliydi.
Çocuklardan hiç biri onu ihbar etmedi. Onlar onun yaptıklarında kötü hiç bir şey görmemişlerdi.
Çünkü yaşamaları gereken hayatın o olduğunu sanıyorlardı.
Çünkü çocukluğun nasıl yaşanması gerektiğini, bilmiyorlardı.

Aileleri parayı görünce öyle sevindiler ki; bu paranın çocuklarının, çocukluklarının bedeli olarak az bile olduğunu düşünemediler ve büyük patrona teşekkür ettiler.

Zaten çocuklardan bir kısmı, babaları tarafından büyük patrona satılmış veya elleri büyüyünceye kadar kiralanmıştı. Büyük patronun şoförü de kumar borcu karşılığında çocuğunu satanlardandı. Çocuğa arabada giderken gösterdiği hassasiyet de bundandı.


Bu haber 1514 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar