Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

ALTINGÖL 4. Bölüm

4. Bölüm

Okullar tatil oldu. Bu yıl okul birincisi olamamıştı ama sınıfını iyi notlarla geçmişti. Babası sözünü tuttu, işyerinden on beş gün izin alarak; tatil hayalleri için ilk adımı attılar ve Altın Göle doğru yola çıktılar. Önce uçakla en yakın hava alanına gittiler, oradan bir arazi arabası kiralayarak, Altın Göle ulaştılar. Çocuk çok heyecanlıydı, içi, içine sığmıyordu. İki kişi çıktıkları Altın göle, dört kişi dönüyorlardı. Alev bebek çok usluydu, yolun büyük bir bölümünde uyudu. Uyanık olduğu zamanlar da gülücükler saçarak, öğrendiği bir kaç kelimeyle, konuşmaya çalışıyordu. Yolculuk çok zevkli geçti. Kasabaya vardıklarında, bir uyarı levhasıyla karşılaştılar.
“İnşaat yapmak yasaktır.”
Altın Göl Kasabası heyelan bölgesi ilan edilmiş, halk orayı terk etmişti.
Ortalıkta kimsecikler yoktu.
Yıkıntıların arasından ilerleyerek, göle giden yola saptılar.
Biraz korkuyorlardı ama merakları korkuya galip geldi ve yollarına devam ettiler. Altın Göl görünmüştü, dağ da.
Dağın şekli değişmiş, bir yüzü göle akmış, gölün bir kısmını kaplamıştı.
Arabadan indiler ve temiz havayı ciğerlerine çektiler.
Manzara çok güzeldi.
Göl yine masmaviydi ve balık doluydu.
Dağın tepesinden çıkan bir su kaynağı, şelale şeklinde göle doğru akıyordu.
Belli ki bu su gölü temizlemiş, canlıların yaşam şartlarını düzeltmişti.
Harika bir manzaraydı.
Suyun göle kavuştuğu yerde, sarı parıltılar görünüyordu.
Çocuk soyundu, göle girdi, oraya kadar yüzdü.
Suyun göle döküldüğü yerde toz halinde altın birikmişti.
Babasını çağırdı, o da soyundu göle girdi ve gölün dibindeki, altın yığınını gördü.
Dağın içinden kaynayan su dağın altınlarını da beraberinde getirmiş, düştüğü yerde biriktirmişti. Baba o bölgeyi kırk yıllığına kiraladı. Bu tehlikeli bölgeyi kiralamak istediği için, ona deli gözüyle bakıyorlardı. Ardından altın arama izni aldı.

Altın Göl sonunda altınlarını çocuğa verdi.
Çok zengin olmuşlardı.

Altınların çıkarılması bitinceye kadar, her yaz oraya gittiler. Kazıların sona erdiği yaz, kasabaya dönmezden önce, bir kaç gün daha kalmaya karar, verdiler. Beş yıl çabucak geçmiş, çocuk on sekiz yaşında olmuştu.

Son geceleriydi. Çocuk, beyninde yine o ıslığı duydu. Işıklı cisimdeki arkadaşları, onunla bağlantı kuruyorlardı. Ona:
--“Sandala bin ve eski buluşma yerimize gel” dediler. Sandala binip, küreklere asıldığı an, onları gördü. Işıklı cisim gölün üzerine doğru süzülüyordu. Yine sandal uçuyordu sanki. Işıklı cismin tam altına geldiğinde, ona seslendiler.
--“Sana bir kardeş hediye ediyoruz, ona iyi bak.” Işıklı cismin altından bir kapak açıldı ve bir yaşında kadar bir bebek indirildi ve kucağına kondu. Delikanlı çok şaşırmış, adeta şoka girmişti. Kendine geldiğinde, ışıklı cisim gözden kaybolmuştu bile. Bebeği alarak kıyıya çıktı. Artık beş kişilik bir aile olmuşlardı.

Eve gelir gelmez, bebeği annesinin kucağına verdi.
Çok şirin bir bebekti.
Az sonra annesi bir çığlık attı.
Bebek ne duyuyordu, ne de görüyordu.
Sağır ve kördü.
Delikanlı yine beyninde o ıslığa benzer sesi duydu.
Işıklı cisimdeki arkadaşları, onunla iletişim kuruyorlardı.
--“Sana hediye ettiğimiz bebek, çok özeldir. Şu anda kör ve sağır olması önemli değil, sen ona duyu vereceksin. Bebekle birlikte sana, şifacılık gücü de hediye ettik.” Delikanlı bir anda ellerinin ısındığını fark etti. Garip bir titreşim hissediyordu, ellerinde. Sanki başının üzerinden giren elektrik dalgaları, parmaklarının ucundan çıkıyordu.
--“Sen seçilmiş bir insansın” diyordu, Işıklı Cisimdeki arkadaşları, kendini insanlığın iyiliğine adamalısın.”

Çok etkilenmişti delikanlı. “Bu gerçek olabilir miydi? Gerçekten insanları elleriyle tedavi edebilir miydi?” İçini büyük bir mutluluk dalgası kapladı. Sanki bulutların üzerinde geziyor, ayakları yere basmıyordu. Kalbi küt, küt atıyor, teni alev, alev yanıyordu. Terbiyesinin ve çalışkanlığının ödüllendirildiğini görüyordu. --“Onu ellemelisin” diyordu ışıklı cisimdekiler, “ellerini onun üzerine koy ve onu enerjiyle yıka.”

Hemen o an başladı tedaviye. Ellerini sırayla başının, gözlerinin, kulaklarının üzerine koydu. Sonra devam etti. Elleri gideceği yeri, biliyordu sanki.

Bebeğin saçları, beyaza yakın sarıydı.
Teni kar gibi beyazdı, gözleri de açık yeşil.
Çok güzeldi.
Sanki bir ışık demetiydi.
Ne gülüyor ne de ağlıyordu.
Yapma bebek gibiydi.
Kısa süre sonra annesi, onun cinsiyetinin de olmadığını fark etti.
Dümdüz uzun açık sarı saçları, onu kız zannetmelerine neden olmuştu.
Ona Nur adını vermeyi uygun gördüler.
Hem erkeğe hem kıza yakışacak bir isimdi.
Kendisi de nur gibiydi.

Delikanlı onu her gün elleriyle tedavi ediyordu ama Nur Bebek hala ne görüyor, ne de duyuyordu. Bir süre geçtikten sonra delikanlı ümitsizliğe kapılmaya başladı. “Acaba şifacılığı, bebeğin kör ve sağır olduğunu anladığı an beyninin uydurduğu bir şey miydi?” Ellerini havaya kaldırdı, gözlerini gökyüzüne dikti ve
--“Allah'ım bana ışıklı cisimdeki arkadaşlarımı yolla” diye yakardı. Az sonra ışıklı cisimdeki arkadaşları ona cevap verdiler.
--“Sabırlı olmalısın, duyu kazandırmak sabır işidir, aceleye gelmez, tedaviye devam et.

Bir süre sonra kasabalarına geri döndüler.
Yaz bitmiş, sonbaharın ilk günleriydi.
Delikanlının Üniversiteye başlaması, gerekiyordu.
Çok zengindiler, istediği okulda okuyabilirdi.
Astroloji bölümünü seçti.
Göklerden gelen arkadaşlarına böylece daha yakın olabileceğini, düşünüyordu.
Babası okulun bulunduğu kentin dışında bahçeli, büyük bir ev satın aldı. Evin yerini delikanlı seçti. Doğduğundan beri tabiatla kucak kucağa yaşamıştı, yoğun kent yaşamı onu boğardı. Annesiyle babası da öyle düşünüyorlardı. Okul kent merkezindeydi, hiç değilse evleri doğanın içinde olmalıydı. Hem küçük kardeşlerinin de temiz havada büyümesi, daha iyi olacaktı.

Yeni yaşamlarına çok çabuk alıştılar. Her şey çok güzeldi. Çok uyumlu bir aileydiler, hiç bir problemleri yoktu. Delikanlı, sabırla Nur Bebeği tedavi ediyor, artık gözlerinin ve kulaklarının Allah'ın izin verdiği gün, açılacağına hislerine kavuşacağına inanıyor, endişelenmiyordu.
Bir şey dikkatlerini çekiyordu.
Nur Bebek görmüyordu, duymuyordu ama zaman, zaman gözlerini bir noktaya dikiyor, bir şeyler duyuyor, görüyor gibi davranıyordu.

Alev altı yaşına basmış, kocaman bir kız olmuştu.
Çok güzeldi.
Annesininkilere benzeyen kocaman kahverengi gözleri, kızıl saçlarıyla gerçekten çok güzeldi.
Delikanlı kız kardeşiyle gurur duyuyordu.
Çok sakin ve terbiyeli bir çocuktu. Seneye o da, okula başlayacak, kendisi gibi çalışkan bir öğrenci olacaktı.
Alev Nur Bebeği çok seviyor, hiç kıskanmıyordu.
Belki de duymadığından, göremediğinden dolayı aileyle bağlantı kuramadığı için, kıskançlık duygusu uyandırmıyordu onda. Onunla oyuncak bebek gibi oynuyor, yediriyor, giydiriyordu.

Sonbahar ve kış çok çabuk geçti. Bahar gelmiş doğa yeşile bürünmüş, ağaçlar çiçek açmıştı. Nur Bebek artık çok güzel yürüyor hatta koşuyordu.

Delikanlının okul durumu gene çok iyiydi.
Derslerinde başarılı, hocalarına saygılıydı.
Bu yıl da, sınıfını birincilikle geçecekti.

Nur Bebeğe uyguladığı tedavinin yanı sıra, aile bireylerini de tedavi ediyor, onları iyileştiriyordu. Yabancılara tedavi yapmasına izin verilmiyordu. Enerji tedavisi ülkede henüz yasallaşmamıştı. Yapan diğer bazı kişiler de gizli yapıyorlardı.


Bu haber 1619 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar