Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

ÖÇ 3. Bölüm

3. Bölüm

Azmettirenin hapisten çıktığını hayal ediyor, bir şekilde onu elime geçiriyor, türlü işkenceler yapıyordum ona hayallerimde.
Çok canı olsun istiyordum ki:
Hayal ettiğim bütün işkenceleri yapabileyim ona, bir canı çıktıkça ötekisini kullanayım.

Bir gün ellerinden, ayaklarından yere çiviliyor, göğsünün üstüne oturup:
Kulaklarını, burnunu, dudaklarını kesiyor, gözlerini oyuyordum hayallerimde ve bunları hayal ederken de Allah’a onu bir gün benim elime geçirmesi için yalvarıyordum.

Başka bir gün ellerini, ayaklarını bağlayıp asit içiriyor, iç organları parçalanırken nasıl acı çektiğini zevkle seyrediyordum yine hayallerimde ve yine dua ediyordum onu benim elime geçirmesi için Allah’a.

Bir başka gün de vücudunun her yerine bal sürüyor, arıların onu sokarak zehirlemesini hayal ediyordum.
Arılarla konuşuyordum bahçede, çiçeklerin üstüne konan, bal özü toplayan, onlardan bir gün bana yardım etmeleri için söz alıyordum, ihtiyacım olduğu bir gün, onları yardıma çağırdığım bir gün gelsinler, onu defalarca soksunlar, sokmaları için arkadaşlarını da çağırsınlar diye.

İntikam hayalleri kurduğum anlarda kapı çalınıp, birisi gelirse:
Birinci, asıl kişiliğime bürünüp kapıyı açıyor, gelenle eski sevecenliğimle, eski neşemle, mutluluğumla konuşuyordum ama hayallerimle baş, başa kalabilmek için, bir an önce gitmeleri için de dua ediyordum.

Kinim ve öç alma duygum beslenerek yıllar geçti.

Geçen yıllardan daha fazla yaşlandığımı görüyordum aynalarda, hızla yaşlandığımı.
Ruhtaki kötü duygular insanı çirkinleştiriyor, daha çabuk yaşlandırıyordu, bunu öğrendim ama umurumda değildi.
Yüz hatlarım sertleşmiş, tenimin rengi koyulaşmış, yüzümü ben olmayan bir maske kaplamıştı sanki.

Bir gün o caninin hapisten çıktığını öğrendim, aldığı ceza bitmişti ve özgürdü artık, bense hayallerime tutsak, öç alma duygusuna tutsak.
Birden büyük bir ümitsizliğe kapıldım. Hayal etmek kolaydı ama o caniyi ele geçirmek zordu, belki de imkansızdı.
Onu nerede bulabileceğimi bile bilmiyor, kendimi çok kötü hissediyordum, hayallerim darmadağın olmuştu, onları gerçekleştirmekten ümidimi kesmeye başladım.
Gün geçtikçe kötüye gidiyor, artık kendimi kontrol edemiyordum. İki kişiliğim birbirine karışmaya başlamıştı ve tahammülsüz, saldırgan bir insan olup, çıkmıştım.
Önceleri evin içine dolan Karasinekler, böcekler ölmesinler diye ilacı üstlerine sıkmaz, odanın ortasına sıkar dışarı kaçmalarını sağlardım. Ruhsal karmaşam ve çaresizliğim beni öyle canavarlaştırmaya başlamıştı ki:
Sinekleri ve böcekleri yakalıyor, kanatlarını yoluyor, sonra elimle ezerek öldürüyordum onları.

Umutsuzluğum ve çaresizliğim beni bambaşka bir insan yapmıştı.

Çevremdekilerin, bana ne olduğuna dair sorularıyla karşılaşıyor, cevaplayamıyordum.
Günün birinde aklımı yitirip, yakınlarıma zarar vermekten korkmaya bile başladım, kendimden korkuyordum, canice hayallerimden korkuyordum.

Bir gün beynimde yeniden profesyonel psikolojik yardım isteyip, istememe düşünceleri savaşırken; daha önce çok faydalanmıştım; bahçeye çıktım ve yabani otları yolmaya başladım.
Bahçe kapısına yakın bir yerdeydim.
Her yolduğum otu o azmettirici piçin saçlarıymış gibi hayal ediyor, büyük bir öfkeyle yoluyor, hırsla yoluyor, ellerimin acımasına aldırmıyordum.

Uzun süre eğilerek çalışmaktan ağrıyan belimi dinlendirmek için doğrulduğumda, bir adamın kapıya yanaştığını gördüm, bana bir şey söylemek istiyor gibiydi.
Oydu, evet oydu, onu görür, görmez tanıdım. Ortadan uzun boylu, esmer, siyah saçlı, koyu renk gözlü sıradan bir tipti ama onun resmini beynime öyle kazımıştım ki:
Unutmam mümkün değildi, hemen tanıdım; saçlarına kır düşmüştü, yaşlanmıştı o da benim gibi, resimlerindeki gibi değildi.
Allah dualarımı kabul etmiş, onu bana yollamıştı. Yüreğim deliler gibi çırpınmaya başladı, hayatımda hiç bir şeye bu kadar sevinmemiştim, birden dünya güzelleşti sanki.

Vahşi kişiliğimi şimdilik bir yana atarak, sevecen kişiliğimle kapıya doğru yürüdüm ve ona ne istediğini sordum.
İş istiyordu, ne iş verirsem yapardı, öyle söyledi. Kapıyı açtım ve onu içeriye aldım; sonunun başlangıcına adım attığından haberi yoktu.

Kapıyı tutan elim titriyor, gözlerimi çirkin bakışlı gözlerinden alamıyordum ve hemen planımı yapmaya başladım beynimin içinde.
--“Bu bahçenin otlarını temizleyeceksin” dedim ona yumuşak bir sesle:
--“İşini beğenirsem devamlı kalırsın” dedim. Hemen kabul etti.
Çok sevindiği belli oluyordu, bu işi çok istiyordu ve kolaylıkla elde etmişti.
İşi kabul etmezden önce etrafına bile bakınmamış, çok çabuk karar vermişti.

O bir çete reisiydi, çalışmasına gerek yoktu, onu beslerlerdi. İşi bu kadar sevinerek karşılamasına biraz şaşırdım.
Neden geldiğini, neden bu işi istediğini bilseydim şaşırmazdım elbette.

Ona müştemilattan bir oda verdim. Kendi evimden güzel bir uyku seti getirdim ve kendi ellerimle yatağını yaptım, işlemeli havlular koydum banyoya, kokulu sabunlar, şampuan ve tıraş losyonu.
Bu gün çalışmasına gerek olmadığını, dinlenmesini, ertesi gün işe başlayabileceğini söyledim ve akşam yemeğinde konuğum olmasını istedim ondan.

Akşam saat 8 de geldi.
Banyo yapmış, tıraş olmuştu, güzel de kokuyordu.
Yanında getirdiği çantadan çıkardığı belli olan temiz bir gömlek giymişti ama bakışları pisti, belki de bana öyle geliyordu.
Çok güzel yemekler hazırlamış ve şık bir sofra kurmuştum ona.
Şarkı söylüyordum bunları yaparken.
Yemek yapmayı hiç sevmezdim ve o cani için yemek yapmanın bu kadar zevkli olabileceğini düşünemezdim.
Yaptığım yemekler ona yapacağım işkencenin alt yapısı olduğu için zevkle yapıyordum.

Bir şişe de şarap koydum sofraya, kırmızı şarap; şaraba iki tablet de uyku ilacı ilave etmiştim daha önce.
Uyku ilacı konmuş şarabı birlikte içtik ama çoğunu ona içirdim; şarap kadehinin nasıl tutulacağını bilmiyordu.
Hayatında yediği en güzel yemek olduğunu ama çok uykusunun geldiğini söyleyerek izin istedi ve odasına gitti. Benim de uykum gelmişti.
Evimden ayrılmazdan önce buranın havasının insanın erkenden uykusunu getirdiğini, çok güzel uyuttuğunu söyledim ona, çok rahat uyuyacağını güzel rüyalar göreceğini de.

Ertesi gün büyük bir gayretle çalıştı öğlene kadar, ayağına bir şort giymişti, üstü çıplaktı.
Hapishanede hareketsiz kalan kasları erimişti, vücudu çok iğrençti, yıllardır güneşe çıkmadığı belli oluyordu.
Ona güneş ışınlarından koruyucu krem verdim. Çok şaşırdı buna, güneşten koruyucu kreminin ne olduğunu bilmiyordu.

Öğlen yemeğini ayağına götürdüm, bir masa örtüsü serdim, yere oturarak birlikte yedik öğle yemeğini; bana iyice güvenmesini istiyordum.

Fazla konuşmuyordu, konuşan bendim hep; saçma sapan konulardan söz ediyordum onu aptallaştırmak için.
Konuşmasam iğrenç varlığını daha çok hissedecektim, konuşmak iyi geliyordu, yok sayıyordum onu kendim konuşurken.

Akşam yemeğini yine benim evimde yedik.
Yine tam 8 de gelmişti.
Yine yıkanıp, tıraş olmuş, temiz gömlek ve pantolon giymişti.
Bu kez şaraba üç tablet uyku ilacı koymuştum ve ben midemin iyi olmadığını bahane ederek çok az içtim.

O gece de yemeklerimi ve soframı överek izin istedi, çok uykusu gelmişti!
--“Bu gün açık havada çalıştığın için daha iyi uyuyacaksın” dedim ona.
--“Dün gece de önce çok iyi uyudum, sabahleyin çok zinde olarak kalktım” diye cevapladı o da.
Amacım onu öldürmeyecek, hasta etmeyecek ama çok derin uyutacak dozu bulmaktı.

Ertesi gün öğlen yemeği sofrasını havuz başındaki masaya kurdum.
Hava hafif bulutlu ve çok güzeldi, güzel bir koku vardı havada dalga, dalga gelen, hafif esen rüzgarla.
Kelebekler uçuşuyordu, birisi burnuma kondu.
O öğlen yemeğini de birlikte yedik.
Yine hep ben konuştum o dinledi.
Davranışlarından bana karşı tavırlarının değişmeye başladığını sezinledim o öğlen yemek yerken.
Beni sahipleniyor gibiydi ve bir kaç defa sen diye hitap etti.

Bu akşam işini bitirmem gerektiğine karar verdim.
Acele etmeliydim, geç kalırsam başıma iş açılabilirdi.

Akşam yemeğinde sofraya çıkaracağım şarap şişesine altı tablet uyku ilacı koydum bu kez.

Hava çok güzeldi, nefis bir bahar gecesiydi ve mehtap vardı.
Sofrayı havuz başındaki masaya kurdum yine.
Havuz evin arkasındaydı, yoldan görünmüyordu; bir kaç tane de mum koydum masanın üzerine.
Yaprak kıpırdamıyordu, öylesine durgundu hava, sanki soluğunu tutmuş, yapacaklarımı bekliyordu.
Yine kelebekler uçuşuyordu, gece kelebekleri, mumların etrafında dolanıyorlardı.

Yine tam saat 8 de geldi yemeğe.
Yine banyo yapmış, tıraş olmuş, temiz giyinmişti.
Gözlerinde garip bir ifade vardı bu akşam, hayatından çok memnun görünüyordu. Onun da benim gibi planları olduğunu nereden bilebilirdim bana karşı o an, gerçekleştiremeyeceği.
Midemin kötü olduğunu bahane ederek, biraz da rol yaptım; üzülmüş göründü; sadece çorba içtim yemekte, şarap içmedim, midemi de fazla doldurmadım.
Önümde zorlu saatler vardı, hafif ve güçlü olmalıydım.
Bana yemekte kur yaptı,
--“Bu kadar güzel bir kadın, nasıl böyle tenha bir yerde yalnız bırakılır?” dedi. Güldüm, kahkahalarla güldüm bu sözüne.
--“Ben kendimi korumayı bilirim, kimse bana istemediğim bir şeyi yapamaz, yaptıramaz” dedim ona.
"Yaparsam ben yaparım" diyecektim ama kendimi tuttum, aklına kuşku koymak tehlikeli olabilirdi.
Uyku ilacının tadına alışmıştı, şarabın içine altı tablet koyduğum halde hiç bir şey anlamadı; hem daha önce hiç şarap içmemişti, bu ayırımı yapması zordu.

Yemeğin sonunda başı bir anda masaya düştü ve derin bir uykuya daldı.


Bu haber 1693 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar