Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

VAR 2. Bölüm

İkinci Bölüm

Eşeğini öne geçirdi, hayvanların sezgileri daha güçlü olduğu için bir tehlike olduğu takdirde yola devam etmezdi. Sıpaları da onu takip ediyordu. Fadi’de çocuğunu kucağına alarak onların arkasına takıldı. Eşek ağır adımlarla gidiyor, Fadi deh dese bile, hızlanmıyordu. Israr etmedi belki bildiği bir şey var diye düşündü. Hayvanların içgüdülerinin ne kadar güçlü olduğunu biliyordu. Arada, sırada kulaklarını dikiyor, başını havaya kaldırıyordu. Bu hareketleri Fadi’yi biraz korkuttu ama sonra tedbir olarak yaptığını düşünmeye çalışarak korkusunu atlattı.

Dehliz epey uzundu, eğer sonu yoksa dönmek zorunda kalabilirlerdi veya yoluna devam etmek için, geçebilecekleri bir oyuk açmak zorunda kalabilirdi Fadi. Her şeyi göze almıştı. Bir şeye başlarsa bitirirdi. Şu anda bulundukları yer karanlıktı ama sanki dehlizin öteki ucunda bir aydınlık vardı. “Gözüm mü yanılıyor yoksa gönlüm mü yoksa gerçekten dehlizin ucu güneş mi alıyor?” Diye düşündü Fadi.

Dehliz çok aydınlık bir mağarada son buluyordu. Uzun bir süre yürüdükten sonra oraya varmışlardı. Mağara denize açılıyordu, önünde küçük bir düzlük vardı. Hırçın dalgaların sesini dehlizin sonuna yaklaştıkça duymaya başlamıştı Fadi. Deniz bir umuttu. Bir balıkçı gemisi geçebilir, onu görebilirdi. Çok sevindi. Mağaradan düzlüğe çıktı ve denizi kokladı, ciğerlerini o tuzlu kokuyla doldurdu ve ağlamaya başladı. Gözleri keskin güneş ışığından kamaşmıştı. Düzlük denizden yüksekteydi, emniyetteydiler, ne kadar dalga olursa olsun mağaraya ulaşamazdı sular.

Yeryüzüne, umuda bir kapı açılmıştı ama bir sorun vardı. Burada su yoktu. Su olmayınca yosun da yoktu, balıkta. Eşeğine yüklediği yosunlar bir süre idare ederdi onları ama susuz ne yaparlardı, beş candılar. Rüya çabuk bitti. Ya özgürlük ihtimali ya da yaşama devam. Bir ihtimal daha olabilirdi, o mağaraya açılan sulak bir mağara da bulunabilirdi. Mağaranın duvarlarını incelemeye başladı. Bir ıslaklık, bir işaret arıyordu su bulunduğuna dair.

Denizin sesini duyuyordu, dalgalar dövüyordu altlarındaki kayalıkları. Bir tekne geçti uzaktan, yaklaşamazdı zaten, kayalara vurup parçalanırdı. Umutlandı Fadi, onu bulacaklardı. Tekneye el salladı görmediler, bağırdı sesini duyuramadı, denizin sesi izin vermiyordu. Rüzgarsız bir gün olsaydı kurtulurlardı belki.

Su arama işine geri döndü. Şu anda en acil iş oydu. Duvarın hiç bir yeri ıslak değildi ama çok yumuşak bir dokusu vardı, ellesen ufalanıyordu. Orayı kazmaya karar verdi Fadime. Şimdiye kadar sezgileri onu yanıltmamıştı ve beynindeki ses de bunu yapmasını söylüyordu. Delik çabucak açıldı ve Fadi’nin gözleri de fal taşı gibi açıldı. Burası ev gibi kullanılabilecek bir yerdi. İçeride bazı eşyalar vardı. Hem çok korktu hem çok sevindi. Burada birisi yaşıyorsa veya daha önce yaşadıysa eğer; su olmalıydı. Eşyaları inceledi, çok eskiydiler. Belki de Ceneviz korsanlarının konakladığı bir mağaraydı burası. Aradaki duvar, çamurdan yapılmıştı herhalde sonradan, orada kimse yaşadığı anlaşılmasın diye. Belki de bir kanun kaçağı orada saklanmıştı. Ama çok eskiden olduğu anlaşılıyordu. Artık orası onlarındı ama hala su bulamamıştı.

Deliği iyice genişletip içerisini aydınlatırsa daha iyi görebilirdi her yeri. Hemen çalışmaya başladı. İşi çok çabuk bitti. Akşam olmadan dehlizi geçmişler, denize kavuşmuşlar, yeni mağaraları olmuştu.

Yorulmuştu Fadi. Hem gönül hem vücut yorgunluğu uykusunu getirmişti. Bebeğini emzirdi, hem kendisi yedi hem de eşeklere yosun verdi biraz.

Ormana giderken yanında götürdüğü testiye doldurduğu sudan da hem kendisi içti hem de eşeklere verdi idareli olarak. Artık uyuyabilirlerdi, hava da kararmış eşekler uyuklamaya başlamıştı bile.

Fadi sabah gözlerini açtığında biraz üşümüş olduğunu fark etti, bebeğinin üzerine orada bulduğu bir bez parçasını örtmüştü. Bulundukları mağara daha geride de olsa denizin soğuk rüzgarını alıyordu. Demek ki: Daha içerilere bir yere taşınmaları gerekiyor, hem daha su da bulamamıştı.

Gözleri kapalı yatarken bunları düşününce; uykusu birden açıldı ve yerinden fırladı, bu gün yapacak çok işi vardı. Bebeğini emzirdi, eşeklere yosun verdi, kendisi de biraz yedi. Yosun fazla susatmıyordu.

İlk iş olarak mağaranın duvarlarını aydınlıkta iyice inceledi. Boru gibi bir şey buldu duvarın içinde, ağzında bir tıkaç vardı sanki. Biraz zorlayınca tıkaç diye düşündüğü şey yerinden fırladı ve bir borudan sızıntı şeklinde su akmaya başladı. Suyun tadına baktı, güzeldi. Tıkacı hemen yerine taktı. Su problemleri hallolmuştu. “Kimdi bu tesisatı yapan?” Çok merak etti Fadi ama nasıl öğrenebilirdi ki? Etrafı biraz karıştırdı, toz toprağın içinden çok eski mutfak gereçleri çıktı. Demek ki burası sığınağın mutfağıydı. Sıra esas yaşam alanını bulmaya gelmişti. “Görünürde bir kapı veya geçit olmadığına göre gizli bir mekanizma olması gerekiyor” diye düşündü. Duvarları iyice incelemesi gerekiyordu. Bu işleri yaparken bir gözü de denizdeydi. Bir balıkçı teknesi geçerse kaçırmak istemiyordu.

Acaba denize inilebiliyor muydu oradan? Bunu çok merak ediyordu. Mağaradan dışarı çıktı ve kıyıya kadar yanaşıp aşağı baktı. Kayalara dik bir merdiven oyulmuştu ama tabiat şartları birçok yerini yemiş, pek kullanılır yanı kalmamıştı. Küçücük bir koydu burası, önü bir adacıkla kapalı olan. Tek bir tekne sığardı ancak kıyıda kayaların oluşturduğu girintiye; oraya girebilmesi için kaptanın çok usta olması gerekiyordu ve oraya girdikten sonra da tekneyi kimse görmezdi denizden. Tam bir korsan sığınağıydı burası, kıyıyla hiçbir bağlantısı yoktu. Demek ki bir tekne onları görse oradan kurtarabilirdi. Sabırla beklemekten başka çare yoktu, bekleyecekti.

Yeniden mağaraya döndü ve duvarları incelemeye başladı. Hiçbir şey bulamadı. Burada yaşayamazlardı, yiyecek bir şey yoktu. Birden aklına geldi. Dehlizde yürürlerken yokuş çıkıyorlarmış gibi gelmişti. Acaba aradığı yer aşağıda mıydı? Belki bir şekilde oraya iniliyordu. Yosun ve balık da bulabilirdi orada. Şimdi yerleri araştırması gerekiyordu aşağı inecek bir geçit bulmak için.

Mağara depremlerle dökülen molozlarla ve onların örttüğü henüz ne olduğunu anlayamadığı şeylerle doluydu. Bu gün başlarsa yerleri boşaltıp temizlemeye ancak yarın akşam bitirebilirdi. Bebeğiyle de ilgilenmesi gerekiyordu. Kış bastırmak üzereydi, bir mevsim geçmişti yerin kulağında.

Başladı temizliğe Fadi. Yorulmak bilmeden çalışıyordu. Taşıyabileceklerini dışarı çıkardı, taşıyamadıklarını kenara çekti, akşama kadar çalıştı. Henüz bir şey bulamamıştı. Hava kararmadan işi bıraktı, bebeğini emzirdi, son kalan yosunlarla kendi karnını da eşeklerin karnını da doyurdu. Eşek yavrular ne kadar çok büyümüşlerdi, nerede ise anneleri kadar olmuşlardı.

Çok yorulmuştu Fadi. Vücudunun ağrısından rahat uyuyamadı o gece. Kabuslar gördü ve bir de o ses onu yine çağırıyordu. Yiyecek bir şeyleri kalmamıştı. Ya burada yiyecek bulacak ya da geri döneceklerdi.

Başladı yine çalışmaya. Sonunda aşağıdaki mağaralara inen merdiveni buldu. Toz öyle kaplamıştı ki her yeri tırnakları ile kazıyarak meydana çıkardı merdivenin kapağını. Kaldırması biraz zor oldu. Kapak çok ağırdı ama Fadi çok güçlü olduğu için üstesinden geldi.

Merdiven taştan oyulmuş ve depremlerle dökülen taş toprakla örtülmüştü. Her indiği basamağı temizleyerek aşağı indi Fadi. Burası da eski mağaraları gibi yosun kaplıydı ve su kaynağı vardı bir ucunda. Çok sevindi Fadi. Artık aç kalmayacaklar, üşümeyeceklerdi. Artık yolları öğrendiğine göre bir koşu gidip göletli mağaradan balık da yakalayabilir dönebilirdi de. Bu neden daha önce aklına gelmemişti?

Yeni evlerini elleriyle, tırnaklarıyla temizledi. Artık yeryüzünü unutmuş gibiydi veya kendi kendine bir oyun oynuyordu; acı çekmemek için. Bebeğini çok seviyor, ona bir yaşam hazırlamak için çabalıyordu. Yerin kulağına kaçtığında hamile olmasaydı üzüntüden ölebilirdi belki. Çocuğu için bir şeyler yapma çabası onu hayata bağlıyordu.

O gece yeni evlerinde yattılar. Alt kat üst kattan ışık alıyordu. Direkt ışık gelmiyordu oraya, sağlıkları için o yönden uygun değildi devamlı orada yaşamak. Gün ışıyınca hemen yukarı koşuyordu Fadi bebeğini de yanına alarak. Hem güneş ışığından faydalanmak hem de eğer bir tekne geçerse kaçırmamak için. Merdiven inemedikleri için eşekler üst katta kalmıştı. Onların yiyecekleri yosunları Fadi yukarı taşıyordu.

Daha işi bitmemişti. Yosunlar bitebilir, aç kalabilirlerdi. Yeni mağaralara yol açması gerekiyordu Fadi’nin. Adaleleri güçlenmiş, pazıları şişmişti ama elleri çok çirkinleşmiş; nasır tutmuş, çatlaklar oluşmuştu.

Yine suyun olduğu tarafı kazmanın uygun olduğunu düşünerek; oradan başladı duvarı kazmaya. Tam alttan bir delik açmaya çalışıyordu ki; içeriyi görmek için: Duvar yerle bir oldu, az kalsın altında kalıyordu Fadi. Gürültü ile beraber kendini arkaya atarak canını kurtardı. Toz, duman dağılıp, kendini de toplayınca bir de ne görsün. Korsanların ganimetlerini depoladıkları bir yermiş meğerse orası. Neler yoktu ki içeride. Her ihtiyaçlarını karşılayacak eşyaları yanında altın ve kıymetli eşyalar. Altın ve kıymetli eşyaların hiç değeri yoktu Fadi için artık ama yaşamlarını kolaylaştıracak eşyaları bulduğu için çok sevindi. Hayatları bundan sonra daha kolay olacaktı. Kendisi için gerekli eşyaları ayırarak, temizledi yerleştirdi Fadi.

Bu mağara hem çok büyüktü hem de duvarları farklı gibiydi doğal yapıdan, temizlemeden anlayamayacaktı farkın ne olduğunu. O işi ertesi güne bıraktı. Üst kattan denizi gözlemeyi ihmal etmişti bu katta uğraşırken.

Ertesi gün mağaranın duvarlarını iyice inceledi ama bir şey bulamadı. Daha sert bir maddeden yapılmıştı duvar, yer, yer demir levhalar çakılmıştı kocaman başlı vidalarla, yerinden kıpırdamayan. Başka bir yere de çıkışı yokmuş gibiydi.

Günler monoton geçiyordu. Tek değişik şey bebeğinin büyümesiydi. Onu büyümesini izlemek Fadi’yi çok mutlu ediyordu. Tek mutluluğu buydu. Yeryüzü artık çok eskilerde kalmıştı sanki. Fazla zaman da geçmemişti üstünden ama silmişti eski hayatını Fadi aklından, yaşayabilmek için veya hissettiği bir şeyler de olabilirdi eski hayatın dönmemek için.

Yıllar geçti, oğlu üç yaşına geldi Fadi’nin. Konuşmaya başlamıştı. Bıcır, bıcır konuşuyordu annesiyle.

Artık denize bakmıyordu bile, alışmıştı yeni hayatına.


Bu haber 1799 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar