Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

VIDI, VIDI

Küçük kız on yaşına gelmişti. Babası kahvesini artık onun yapmasını istiyordu. Bu küçük kızın pek hoşuna gitmedi; kendisine verilen bu görevi istemeye, istemeye yerine getiriyordu.Babası sanki bu işi neden kendisine vermişti? Şimdiye kadar hep annesi pişirirdi babasının kahvesini, yine o pişirmeye devam edebilirdi. Çok sıkılıyordu kahve pişirirken, üstelik her zaman güzel pişiremiyor, babası tarafından eleştiriliyordu. Hiç bir arkadaşı babasına kahve pişirmiyor, arkadaşlarından farklı davranılmak da hiçhoşuna gitmiyordu.

Bir gün kız cezveye su koydu, şeker koydu, kahve koydu, tam ateşe koyup, karıştıracağı sırada "vıdı, vıdı" diye sesler duymaya başladı. Annesine:
--"Vıdı,vıdı diye bir ses duyuyorum" dedi. Annesi:
--"Babana kahve yapmamak için uyduruyorsun bunu" dedi ona. Babasına: Artık sana kahve yapmak istemiyorum, kahve yaparken vıdı, vıdı diye sesler duyuyorum"; dedi, o da:
--"Ne demek 'vıdı, vıdı', çabuk kahvemi yap" dedi kızına. Kız çaresiz babasına kahve yapmaya devam etti. Bir süre sonra babası için ne yapsa 'vıdı, vıdı' diyen sesi duymaya başladı. Bu sesi duymak onu çok rahatsız ediyordu, neşesi kaçtı, dikkati dağıldı, iştahı azaldı, zayıfladı ve dersleri de kötüye gitmeye başladı.

Öğretmeni onun bu durumunu gördü ve ailesini uyardı:
--"Kızınız hasta olabilir, onu doktora götürmeniz gerekiyor" dedi onlara. Onu bir çocuk doktoruna götürdüler, sağlığı iyiydi. Çocuk doktoru bir psikologa gitmelerini önerdi.

Küçük kızı bir psikoloğa götürdüler. Psikolog bir kaç seansta küçük kızın probleminin ne olduğunu ortaya çıkardı.Bir gün annesi babasına kahve pişiriyor, bir taraftan da konuşuyormuş. Annesi kötü bir şey söylemediği halde babasının hoşuna gitmemiş olacak ki: Annesine:
--"Yine vıdı, vıdı etmeye başladın" demiş. Küçük kız babasının annesine böyle davranmasına o zaman çok üzülmüş ama zaman geçtikçe bu olayı unutmuş. Babasına kahve pişirmeye başlayınca şuur altında saklanan bu üzüntü açığa çıkmış.

Psikolog kendi yöntemiyle kızı tedavi etti. Küçük kız artık 'vıdı, vıdı' diyen sesleri duymaktan kurtuldu. Babası da ona kahve pişirtmekten vazgeçti.

Yüz yıllık bir Rum evinde oturuyorlardı. Eski fakat güzel bir evdi. Geniş duvarları vardı, duvarların içinde dolapları. Dedesi bu evi kentin kurtuluşundan önce ülkesine kaçan bir Yunanlıdan satın almıştı. Eve çok iyi bakmışlar, korumuşlardı.

Küçük kızın çocukluğunun en güzel günleri evin arkasındaki asma çardaklı bahçede geçmişti; en güzel oyunlarını orada oynamıştı, evlerini çok severdi. Son zamanlarda bu tür evlerin meraklısı çoğalmış, satması için babasına çok iyi öneriler gelmeye başlamıştı. Küçük kız evlerinin satılmasını istemiyordu.

İlk sahibi evi satarken dedesinden, eğer geri dönerse evi kendisine geri satacağına dair söz almıştı. Hep geri dönmek istemiş ama bunu yapamamıştı. İki aile o zamandan beri haberleşiyorlardı; dedesi ondan evi satın aldığı zaman, iki ev ötede daha küçük bir evde yaşıyordu ve görüşüyorlardı. Dostlukları dedelerinin zamanına kadar uzanıyordu. Evlerinin iyi durumda olması eski sahiplerini mutlu ediyordu. Dedeler ölmüş ama babalar birbirlriyleiletişimi kesmemişlerdi.

Bir gün bir deprem oldu, şiddetli bir depremdi. Betonarme binalarda bile çatlaklar oluştu ama küçük kızın evinde hiç hasar yoktu.

Deprem sırasında küçük kız evde yalnızdı. Çok korktu. Depremden sonra yine sesler duymaya başladı. Evde bir duvarı gösteriyor:
--"Sanki oradan demir bilyelerin yuvarlanma sesine benzeyen sesler geliyor" diyor ve "bu seslerin her gün annesi babası evde yokken geçen bir kamyonun tam evlerinin önüne geldiği zaman başladığını, sonra azalarak kesildiğini" ilave ediyordu. Kimse ona inanmıyor, yine hastalandığını düşünüyorlardı. Küçük kız duyduğu bu sese kimsenin inanmaması üzerine bunalıma girdi ama ailesi bu kez erken davranarak; onu hemen psikoloğa götürdü. Doktor bu kez küçük kızın hastalığını anlayamadı, duyduğu sesleri bir süre önce olan depreme bağladı ve tedavi o doğrultuda yapmaya başladı. Küçük kız tedaviye cevap vermiyordu, ilaveten bir de rüyalar görmeye başladı. Yaşlı bir adam önce ona gülümsüyor, sonra duvarı gösteriyordu. Doktor çaresiz kaldı, küçük kızın derdini anlayamadığından emin olunca:
--"Bir de hocam görsün" dedi. Doktor, doktor gezmeye başladılar. Her biri ayrı bir tanı koyuyor, ayrı bir tedavi uyguluyordu. Küçük kızın canına tak etti. Kimse ona inanmıyordu. Artık başını bu kadar derde soktuğu için duvara da kızmaya başlamıştı.

Bir gün evde kimse yokken eline büyük bir çekiç aldı ve duvara vurmaya başladı. Başına bunca şeyi getirdiği için duvara düşmanlık beslemeye başlamıştı. Öç alırcasına vurdu, vurdu. Duvarda bir delik açıldı ve içinden bir torba düştü.

Torba düşerken duyduğu ses eski duyduğu sesti. Depremin sarsıntısıyla duvardaki torba yerinden oynamış, kamyonun oradan geçerken meydana getirdiği sarsıntıyla da içindekiler sallanıyor, küçük kızın duyduğu sesleri çıkarıyorlardı. Rahatlamıştı. Demek ki: Duyduğu ses gerçekti.

Kendini birden bire çok yorgun hissetti. Öyle uykusu vardı ki: Torbayı bile açmadan bıraktı ve yatağına yatarak uyudu.

Akşam annesi ve babası eve geldiğinde yıkık duvarı ve torbayı gördüler. Şaşırıp kaldılar, kızlarından da hiç ses, seda çıkmıyordu. Çok derin uyuduğunu görünce uyandırmaya kıyamadılar, merakla oturup, beklemeye başladılar. Küçük kız bir süre daha uyuduktan sonra uyandı ve onlara olanları anlattı. Torbayı açtılar. Altın liralarla doluydu torba, içinde bir de mektup vardı. Mektup eski yazıyla yazılmıştı. Bilen birisini buldular ve okuttular. Evin eski sahibi elle kaleme almıştı mektubu;
--"Bu torbayı bulan kişiye ricamdır" diye başlıyordu mektup. "Bu altınların üçte birisi senin olsun, gerisini benden olanlara ver."

Evin eski sahibinin ailesini aradılar. Onları sarsan deprem o ailenin evlerini de, evin alt katındaki lokantalarını da yerle bir etmişti. Kendileri hafif yaralar alarak kurtulmuşlardı ama evsiz ve işsiz kalmışlardı. Çok zor durumdaydılar. Altınlar onları yokluktan kurtardı. Yeni bir ev lokanta yaparak, hayatlarına depremden önceki gibi devam ettiler.

Dedelerinin öteki dünyada onların koruyucu ruhu olduğunu, başları sıkışınca küçük kızın rüyalarına girerek, altınları ortaya çıkarıp, onlara yardım edeceğini nereden bilebilirlerdi?


Bu haber 2451 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar